DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 25°C
Az Bulutlu

Yetmiş İşi Bitmiş mi? Eşekçi Taşı’ndan Atılan Yaşlılar!

17.01.2019
135
A+
A-

1970’lerin sonuydu.

Köyümüzün kahvehanesinde yaşlılarla konuşuyor, onlardan derlemeler yapıyordum. Onlar canlı bir tarihti, onları kaybedeli neredeyse yarım asır oldu.

Bu hikayeyi yazdığım kişi; yaşlılardan daha çok Tombili lakabıyla tanınan Köyümüz Gezlevi’nin Koruma Bekçiliğini yapan İsmail Aydos’tu.

Ona köyün geleneği Tekecik’i sormuştum; “-Onu anlatayım tamam yeğen ama sen bizi eskiden olsaydın bulamazdın, büyüklerimizin anlattığına göre, eskiden köylüler yaşlılarını yetmiş işi bitmiş diye Eşekçi Taşı’ndan dereye atıyorlarmış!.”

-Öyleyse bana Eşekçi Taşı’ndan atılma hikayesini anlatır mısın İsmail Dayı, diye rica ettiğimde, İsmail Dayı binlerce yıl öncesine uzanan bu hikayeyi anlatmaya başladı.

Bu bir efsaneydi tabi!

Ama antik çağlarda burada başka bir yerde ya da burada yaşanan benzer olayların bu anlatımda izi yok mudur?

Herodot Orta Asya Bozkırlarındaki İskit kabilelerinde yaşlıların ölümlerine doğru, çocuklarını çağırıp, kendilerini kesip yedirdiklerinden söz eder. Onlar için ani ölüm istenmeyen bir durumdur. Bu türden bir çok örnek sıralanabilir..

 Biz burada dinlediğimiz bir efsaneyi anlatarak yorumunu size ve geleceğe bırakmak istiyoruz.

Hikayenin geçtiği mekan çok güzel ve özeldi:

Burada dünyanın en güzel su kaynakları, şelaleleri var.. Belki de bu sulara bizden önceki  insanlar nehir tanrılarına sunular yapmıştı.

Bu su boyunda Antik Dönem İğde  Ören Anıtı, Yelbeyi Kaya Anıtı gibi şaheser kaya kabartmaları var..

Kuşkusuz kendimizle Orta Asya Bozkırlarından getirdiklerimiz de var..

Ya da bilginin yüceliği için uydurulan bir hikaye.. Ama sonuçta güzel..

Deneysel bilgi..Tecrübe Önemli.. Yaşılara saygı.. Başka ne olsun!

Şimdi Eşekçi Taşı’na kısaca bir göz atalım.. Konumu çok önemli.. Göksu’nun başlangıcı, köyü terk ettiği bir yer.. İnsanımızın yol olarak dış dünyaya açıldığı bir kapı..

Eşekçi Taşı Köyümüzün dış dünyaya açılan en önemli kapılarından biridir.

Gurbetten gelenlerin köyü ilk gördükleri, ya da köyden ayrılanların son kez köye bir veda bakışıyla ayrıldığı yerdir.  Eşekçi Taşı Göksu’nun köyümüzden Çatak Boğazı’ndan çıkan koluna yüz yüz elli metre  tepeden bakan bir kayalıktır.

Köyümüzden geçen Göksu’nun kollarından olan Büyük ve Küçük Dereleriin köy önünde birleşmesinden olan Gezlevi Deresi  Eşekçi Taşı’nın dibinden kayalığı yalayarak birkaç kilometre sonra Kayhan Deresini  de alarak Gövdere adını alarak beş altı kilometre sonra Gövdere’yi de alarak Dedemli’den gelen Gök Çay’a karışır.

Çayların buluşup göbek atmaya başladığı  Kız Tokurcak Attığı’nda derler ki tokurcağıyla(tokuşla) çamaşır yıkayan bir kız çayın coşup gelmesini görünce tokurcağını atıp kaçmıştır.

Gökçay, Çatdere Kanyonundan aldığı suları, Dolhanlar ve sonra da Gerez ve Gezlevi’den aldığı sularla artık bir Çay’dan öteye nehir olma havasındadır.  İlkbaharda Geyik Dağı’nın kuzeyinde eriyen dağlar Gezlevi’de İnbaşı, Su Gözü, Dedemli’de Çatdere’de patlak verir. 

Artık Gök Çay yılın altı ayı yayan geçilmesi imkansız hale gelir. Bu alan birkaç yıl önce bitirilmiş olan, şimdilerde dolumu beklenen Bozkır Barajı’nın su depolama alanıdır.

Gövdere vadisinde birleşen sular Gökçay  olarak, bir süre kuzeye sonra da doğuya yönelerek Hadim’in doğusundaki şimdi Alata, Avşar, Taşkent derelerini alan AlataSuyu’yla  Aladağ Boğazı’nda birleşip Hadim Göksuyu adını alır.

Aldığı kollarla birkaç kilometre yolculuğu süren Hadim Göksuyu burada Akdeniz’e taşıdığı sulardan mahcup olmalı ki, Yerköprü’de bir düdende kaybolur. Ama vadinin doğusundan Çakallar’dan Köprü’nün üzerinden gelen Karasu, yüz metre genişlik ve üç yüz metre uzunluktaki doğal toprak köprüdeki bir kanaldan geçerek, yirmi metre yükseklikten mağarasından çıkan Hadim Göksuyu’nun üzerine düşerek dünyanın en güzel çağlayanlarından birini oluşturur.

Bu sese kulak veren Göksu artık saklandığı mağarasında fazla duramaz; dışarı çıkar,  şarkılar söyleyerek başına düşen şelalenin gümüş rengi sularına kapılır.  Kavuşmanın sarhoşluğuyla bütünleşen iki sevgili kayalara çarpa çarpa bir raksın eşliğinde yolculuklarını  önce kuzeye sonra doğuya bir yay gibi yolculuklarını sürdürürler.

Yaklaşık yüz kilometrelik yolcuğun önce kuzeye ve sonra doğuya doğru bir yay gibi kıvrılarak Mut’ta Ermenek Göksuyu ile birleşirler.  Ermenek Göksuyu üzerinde de bir Yerköprü yer almaktadır. Buradan sonra büyüyen Göksu nehre dönüşür ve sularını 100 kilometre sonra Silifke’den Akdeniz’e boşaltır.

Anlatım geleneğine göre insanlar bu nehre atılmaktaydı.

İsmail Dayı başlıyor anlatımına; “-Yeğen, bizim köyde işten güçten kesilen yaşlıları çocukları, çuvala koyup, Eşekçi  Taşından  dereye atıyorlarmış. Dere de uçurumdan atılıp parçalanan insanların ölülerini alıp  Akdeniz’e götürüyormuş.

Bir gün bir genç babasını koymuş çuvala, Mezar Köprüsünü geçmiş, Mezar Taşı’na yokuştan tırmanmaya başlamış, yorulunca bir taşa konmuş, o sırada babası çuvalın içinde gülmeye başlamış.. Genç “Baba ben seni taştan atmaya götürüyorum, ben üzülüyorum, sen gülüyorsun, sendeki bu neşeyi anlayamadım, neden gülüyorsun?” demiş.

 Babası “Oğlum ben de babamı götürürken bu taşta konmuştum, senin bu taşa konacağını hiç düşünmemiştim. Gel zaman git zaman bu böyle oluyormuş demek ki diye gülüyorum!” deyince Genç; “-Yoksa, benim oğlum da mı beni taştan atacak baba?”; diye sormuş.

Babası da, “Şüphen mi var oğlum, görünen köy kılavuz istemez, görüyorsun.”  demiş.  

Babasıyla bu şekilde konuşan genç  geleceğini görerek babasını orada çalıların içine saklayıp boş çuvalı atmış gibi yapıp eve geri getirmiş. Geceleyin de sakladığı yerden babasını eve getirip ambara saklamış.

Bir gün köye bir Yörük gelmiş. Yörüğün iki devesi iki de kargası varmış. Köy meydanında bir yarışma düzenlemiş. Kim bu hayvanların analarını biliyorsa iki altın vereceğim, bilemezseniz ben sizden birer gümüş alacağım, demiş. Herkes bir yorum yapmış, ama hayvanların her ikisinin de analarını ve yavrularını aynı anda ayıramamışlar.

Gençte doğru cevabı bilemeyince, bu yarışmanın babasının zamanında da yapılmış olabileceğini düşünüp eve koşup babasına danışmaya gitmiş.

Babası da kendi gençliğinde de böyle bir yarışma olduğunu ama kimsenin yarışmayı bilemediğini, bunun üzerine Yörük develerini çökerttiğini; öne çökenin anası, geriye çökenin potuğu olduğunu;Kargaların da önüne leş koyduğunu , ana karganın leşi toprağa sürüp temizleyerek yediğini, yavru karganın hapur hupur temizlemeden leşi yuttuğunu gösterip, yarışmanın cevabını uygulamalı olarak gösterdiğini anlatmış.

Babasından yarışmanın cevabını öğrenen Genç koşarak yarışma alanına gidip, develeri çökerterek, kargaların önüne leş atarak yarışmayı kazanmış.

Onun eve gidip geldiğini görenler kuşkulanıp, eve neden gidip geldiğini merak edip, genci sıkıştırıp konuşturmuşlar.. Genç te babasından cevabı öğrendiğini itiraf etmiş..

Önce herkes babasını taştan atarken sen neden atmadın diye genci azarlasalar da sonra;-O kadar kişi yarışmayı bilemedik, yaşlı amca bildi. Demek ki bizim yaşlılardan da öğreneceğimiz çok şey var. Babalarımızı bir daha taştan atmayalım, demişler.

Biz yaşlılar da bu yarışma sayesinde  kurtulmuşuz”, diye hikayesini bağladı İsmail Amca.

Bana göre anlattığı kökleri çok derinde olan bir efsaneydi. Belki de nehre kurban edilen insanların bir efsanesiydi.

Ama İsmail Amca ve akranlarına göre bir gerçekti, sanki?

Eve gittiğimde bu hikayeyi Anama ve Ebeme de sormuştum. Onlar da duyduklarını söylediler.

Demek ki yaşlılar arasında yaygındı. 

Bilginin üstünlüğünü anlatan bu hikaye çok hoşuma gitmişti.

Yaşlanmaktan korkmamak lazımmış.

Yaşı Yetmiş İşi Bitmiş, değilmiş!

Sevgi ve Saygıyla kalın..

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.