DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 31°C
Az Bulutlu

Yirmi yedi yıl önce yurt dışına ilk çıkışımdı… Bir yorgan hikayesi!

26.04.2019
32
A+
A-

Uçağa ilk binişimdi. “İnsanlık öldü mü?” diyen bir Gaziantepli hemşerimizin yorganını sırtlayıp Münih Havaalanına inmiştim..

Sanki 1960’lardaki Almanya’ya giden işçilerimizin  serüvenini yeniden yaşıyordum..  Paylaşmak istedim..

1992 yılıydı..

Bir bilgisayar programı üzerinde çalışmak üzere Almanya’ya gidiyordum.

Eşim ve henüz bebek olan oğlumla vedalaştıktan sonra uzun bir gece yolculuğunun sabahında Konya’dan İstanbul’a ulaşmıştım.

Şehir içinde fazla vakit geçirmeden İstanbul’da otogardan Yeşil Atatürk havaalanına geçtim.

İlk kez yurt dışına çıkmanın ve uçağa binecek olmanın heyecanı içinde yurt dışı uçuş bölümüne geçtim. Birkaç saat bekledikten sonra Almanya’nın Münih uçuş bilgilerini aldıktan sonra bagajımı vermek için kuyrukta beklemeye başladım.

O sırda elinde kocaman bir paket olan kara yağız otuzlarında bir vatandaşımız bana yaklaştı. Kuyrukta konuşmak için beni kestirmişti, bana yönelişinin nedeni ya beni en saf olarak görmüş  ya da daha önce diğerleriyle konuşmuş, onları paketi almaya ikna edememişti.

Aslında paketi almam için bana ısrarlı olması başkasında umudu kalmadığını gösteriyordu.. Belki de elindeki paketi birine vermek için gün boyu orada dönüp durmuştu. Zira bana ne olursa verip paketten kurtulma arzusu bunu gösteriyordu.

O kadar yalvarıyordu ki.. Aynı yaşlarda olsak da;

 – Abi ya, anama ne diyeceğim şimdi, Antep’ten geldim, Stuttgart’taki okuyan erkek kardeşim üşümesin diye, bu yorganı kendi eliyle yünden hazırlayıp dikti.

Münih’e gidiyor olmamdan yorganı yük etmeyeceğimden çok bir sevinç duymuştum.

Bu sevinçle “-İyi de kardeşim ben Stuttgart’a gitmiyorum Münih’e gidiyorum” deyiverdim.

Aklı başında biri görünmesine rağmen söyledikleri ya çok cahildi ya da artık yorgandan söylediğimiz gibi iyice bıkmıştı.

“- Ne fark eder kardeşim, ikisi de Alman şehri değil mi, geçerken bırakıverirsin, insanlık öldü mü?” 

Bu “insanlık öldü mü” aslında içimizdeki insanlığımızı öldüren  bir cümlemiz..

En olmayacak yerlerde, en olmayacak işleri yaptıran sonra da hiçbir iyilik yapmamak için kendi kendimize söz verdiren bir cümle.. Ama yine de bir süre içimizdeki iyilik yapma arzusu bazen bunu unutturur..

Baktım Antepli hemşerim gidesi yok yalvar yakar; yakarmaları işlemleri yaptıracağım görevliye kadar sürdü. Sonunda dayanamayıp;

 “-İyi kardeşim ver sen bana yorganı da, kardeşinin adresini yaz ben Almanya’dan ona postalayım”

Çaresiz yorganı aldım, bagaj kontrol fişini aldım.. Ama içimi başka düşünceler kemirmeye başladı.. Ya yorganın içinde kötü bir şey varsa? Nasıl izah edebilirim görevlilere? Basında o kadar kötü şeyler okuyoruz ki, tozundan antikasına, silahına.. Başkasının paketini iyilik olsun diyerek geçirirken yakalanan temiz yürekli insanlar!

Uçağımız İstanbul semalarından Münih havaalanına ininceye kadar bu düşünceler içimi kemirmeye devam etti.

Almanya’ya giden ilk işçi grubumuz Sirkeci’den demiryoluyla  Münih’e ulaşmışlardı..  Onları bazı belgesellerden, bir ellerinde bavulları bir ellerinde yorganlarıyla hatırlıyorum. Kendimi Münih havaalanına inince otuz yıl sonra onlardan biri gibi hissetmeye başlamıştım.

Benim elimde yorgan ve valizim bizim işçilerimiz ve çocukları tarafından havaalanından itibaren dikkatlerini çekmeye başlamıştı.. Empati kurmada zorluk çekmemiş olacaklar ki, Nürnberg’e  bilet almak için  sorduğum demiryolu garını hemen tarif ettiler.. Hatta bir öğretmen beni oraya kadar götürdü.. Bir de polisin elimdeki gri görev pasaportumu tanımayıp bir süre beni bekletmiş olması da onun ilgisini çekmiş.. O sırada orada görevli olan Alman polisi hiç gri pasaport görmediğini söyleyip merkezlerini aramıştı.. Bu nedenle beş on dakika merkezden gelen cevabı beklediğinden kuyruktakiler de beklemek zorunda kalmıştı..

Tarif üzerine Nürnberg trenine bindim.. Kompartıman odalardan oluşan eski bir trendi bindiğim.. Oda numaramı bulup odaya girdiğimde üç tane Alman genç kızı vardı.. Onların rahatsız olmaması için gösterdiğim bileti “buraya mı ait?” diye İngilizce olarak sordum.. Anlatmak istediğim benim yerimin orada olduğunu anlatmak içindi.. Ancak yorganla girmiş olmamdan mı nedir, birden odayı terk ettiler..

Neyse yaklaşık 3 saat sonra Nürnberg’e ulaştım, oradan bir saat sonra Fürth’e ulaştım; Hütterorth beni orada bekliyordu.. Fakat elimdeki koca pakete bakarak; “-O ne?” diye sorunca, “-Yünden yapılma bir yorgan” diye cevap verdim.

-İyi de seni burada üşütecek miydik, diye gülmeye başladı..

-Araca binince anlatacağım Hütterorth uzun bir hikaye, dedim ve  yol boyu araçta başıma gelenleri anlattım.

Yorganla önce Hütteroth’un evine gittim, birkaç günlük misafirlikten sonra daha sonra altı yüz yıllık ahşap Coğrafya Enstitüsü’nde bir müze odasında bana bir yatacak yer hazırladık.. Erlangen’i birkaç haftada tanımaya başladığımda, ilk işim Alman Telecomuna gidip Stutgart’da eğitim yapan öğrenciye bir karton paket yapıp yorganını postaladım.

Benim için bu işin zahmeti, ya da komikliği bir yana yorganın temiz çıkması önemliydi..

O günden sonra basında sıklıkla “-Turist öğrenciden çıkan…, turist bayandan çıkan ..vs.. vs..” gibi haberleri gördükçe hep bu yorgan aklıma gelir..

Ya o yorganda kötü şeyler olsaydı..

Şimdi Stuttgart’taki okuyan öğrencimiz ne yapıyor bilmiyorum? Umarım Almanya’nın soğuğunda sıcak yorganın içinde okurken iyi bir yere gelmiştir.. 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.