Yirmi yedi yıl önce yurt dışına ilk çıkışımdı… Bir yorgan hikayesi!

26.04.2019 - Cuma 08:26

Uçağa ilk binişimdi. “İnsanlık öldü mü?” diyen bir Gaziantepli
hemşerimizin yorganını sırtlayıp Münih Havaalanına inmiştim..

Sanki 1960’lardaki Almanya’ya giden işçilerimizin  serüvenini yeniden yaşıyordum..  Paylaşmak istedim..

1992 yılıydı..

Bir bilgisayar programı üzerinde çalışmak üzere Almanya’ya
gidiyordum.

Eşim ve henüz bebek olan oğlumla vedalaştıktan sonra uzun
bir gece yolculuğunun sabahında Konya’dan İstanbul’a ulaşmıştım.

Şehir içinde fazla vakit geçirmeden İstanbul’da otogardan
Yeşil Atatürk havaalanına geçtim.

İlk kez yurt dışına çıkmanın ve uçağa binecek olmanın heyecanı içinde yurt dışı uçuş bölümüne geçtim. Birkaç saat bekledikten sonra Almanya’nın Münih uçuş bilgilerini aldıktan sonra bagajımı vermek için kuyrukta beklemeye başladım.

O sırda elinde kocaman bir paket olan kara yağız otuzlarında
bir vatandaşımız bana yaklaştı. Kuyrukta konuşmak için beni kestirmişti, bana
yönelişinin nedeni ya beni en saf olarak görmüş 
ya da daha önce diğerleriyle konuşmuş, onları paketi almaya ikna
edememişti.

Aslında paketi almam için bana ısrarlı olması başkasında
umudu kalmadığını gösteriyordu.. Belki de elindeki paketi birine vermek için
gün boyu orada dönüp durmuştu. Zira bana ne olursa verip paketten kurtulma
arzusu bunu gösteriyordu.

O kadar yalvarıyordu ki.. Aynı yaşlarda olsak da;

 – Abi ya, anama ne
diyeceğim şimdi, Antep’ten geldim, Stuttgart’taki okuyan erkek kardeşim
üşümesin diye, bu yorganı kendi eliyle yünden hazırlayıp dikti.

Münih’e gidiyor olmamdan yorganı yük etmeyeceğimden çok bir
sevinç duymuştum.

Bu sevinçle “-İyi de kardeşim ben Stuttgart’a gitmiyorum
Münih’e gidiyorum” deyiverdim.

Aklı başında biri görünmesine rağmen söyledikleri ya çok
cahildi ya da artık yorgandan söylediğimiz gibi iyice bıkmıştı.

“- Ne fark eder kardeşim, ikisi de Alman şehri değil mi,
geçerken bırakıverirsin, insanlık öldü mü?” 

Bu “insanlık öldü mü” aslında içimizdeki insanlığımızı öldüren  bir cümlemiz..

En olmayacak yerlerde, en olmayacak işleri yaptıran sonra da
hiçbir iyilik yapmamak için kendi kendimize söz verdiren bir cümle.. Ama yine
de bir süre içimizdeki iyilik yapma arzusu bazen bunu unutturur..

Baktım Antepli hemşerim gidesi yok yalvar yakar; yakarmaları
işlemleri yaptıracağım görevliye kadar sürdü. Sonunda dayanamayıp;

 “-İyi kardeşim ver
sen bana yorganı da, kardeşinin adresini yaz ben Almanya’dan ona postalayım”

Çaresiz yorganı aldım, bagaj kontrol fişini aldım.. Ama içimi
başka düşünceler kemirmeye başladı.. Ya yorganın içinde kötü bir şey varsa?
Nasıl izah edebilirim görevlilere? Basında o kadar kötü şeyler okuyoruz ki,
tozundan antikasına, silahına.. Başkasının paketini iyilik olsun diyerek
geçirirken yakalanan temiz yürekli insanlar!

Uçağımız İstanbul semalarından Münih havaalanına ininceye
kadar bu düşünceler içimi kemirmeye devam etti.

Almanya’ya giden ilk işçi grubumuz Sirkeci’den
demiryoluyla  Münih’e ulaşmışlardı..  Onları bazı belgesellerden, bir ellerinde
bavulları bir ellerinde yorganlarıyla hatırlıyorum. Kendimi Münih havaalanına
inince otuz yıl sonra onlardan biri gibi hissetmeye başlamıştım.

Benim elimde yorgan ve valizim bizim işçilerimiz ve
çocukları tarafından havaalanından itibaren dikkatlerini çekmeye başlamıştı..
Empati kurmada zorluk çekmemiş olacaklar ki, Nürnberg’e  bilet almak için  sorduğum demiryolu garını hemen tarif
ettiler.. Hatta bir öğretmen beni oraya kadar götürdü.. Bir de polisin elimdeki
gri görev pasaportumu tanımayıp bir süre beni bekletmiş olması da onun ilgisini
çekmiş.. O sırada orada görevli olan Alman polisi hiç gri pasaport görmediğini
söyleyip merkezlerini aramıştı.. Bu nedenle beş on dakika merkezden gelen
cevabı beklediğinden kuyruktakiler de beklemek zorunda kalmıştı..

Tarif üzerine Nürnberg trenine bindim.. Kompartıman
odalardan oluşan eski bir trendi bindiğim.. Oda numaramı bulup odaya girdiğimde
üç tane Alman genç kızı vardı.. Onların rahatsız olmaması için gösterdiğim
bileti “buraya mı ait?” diye İngilizce olarak sordum.. Anlatmak istediğim benim
yerimin orada olduğunu anlatmak içindi.. Ancak yorganla girmiş olmamdan mı
nedir, birden odayı terk ettiler..

Neyse yaklaşık 3 saat sonra Nürnberg’e ulaştım, oradan bir
saat sonra Fürth’e ulaştım; Hütterorth beni orada bekliyordu.. Fakat elimdeki
koca pakete bakarak; “-O ne?” diye sorunca, “-Yünden yapılma bir yorgan” diye
cevap verdim.

-İyi de seni burada üşütecek miydik, diye gülmeye başladı..

-Araca binince anlatacağım Hütterorth uzun bir hikaye, dedim
ve  yol boyu araçta başıma gelenleri
anlattım.

Yorganla önce Hütteroth’un evine gittim, birkaç günlük
misafirlikten sonra daha sonra altı yüz yıllık ahşap Coğrafya Enstitüsü’nde bir
müze odasında bana bir yatacak yer hazırladık.. Erlangen’i birkaç haftada
tanımaya başladığımda, ilk işim Alman Telecomuna gidip Stutgart’da eğitim yapan
öğrenciye bir karton paket yapıp yorganını postaladım.

Benim için bu işin zahmeti, ya da komikliği bir yana
yorganın temiz çıkması önemliydi..

O günden sonra basında sıklıkla “-Turist öğrenciden çıkan…,
turist bayandan çıkan ..vs.. vs..” gibi haberleri gördükçe hep bu yorgan aklıma
gelir..

Ya o yorganda kötü şeyler olsaydı..

Şimdi Stuttgart’taki okuyan öğrencimiz ne yapıyor
bilmiyorum? Umarım Almanya’nın soğuğunda sıcak yorganın içinde okurken iyi bir
yere gelmiştir.. 

YORUM YAZ