Ünlü düşünür İbn-i Haldun, yüzyıllar önce yazdığı Mukaddime isimli kitabında çok önemli bir şey söyler:
Toplumlar da tıpkı insanlar gibidir; doğar, büyür ve vakti gelince ölürler. Ancak bir toplumun sonunu getiren şey sadece zamanın geçmesi değil, ahlâkın bozulması ve insanların birbirinden kopmasıdır.
Bugünün karmaşasında, bu tarihî uyarıları yeniden hatırlamanın tam zamanı.
1. Yardımlaşmanın Bitmesi ve "Biz" Olma Rûhunun Kaybı
İbn-i Haldun, bir toplumu ayakta tutan en güçlü bağa "Âsâbiyye" yani toplumsal dayanışma der. Bu bağ, bir binayı ayakta tutan çimento gibidir. Eğer insanlar sadece kendi çıkarını düşünmeye başlar ve "ben" kavgasına düşerse, o toplumun yıkılması kaçınılmazdır.
Kur’an-ı Kerim bizi şöyle uyarır:
"Birbirinizle didişmeyin; yoksa cesaretiniz kırılır, enerjiniz tükenir ve gücünüzü kaybedersiniz." (Enfâl Sûresi, 46)
2. Üretimi Bırakıp Sadece Tüketime Dalmak
Bir toplum alın teri dökerek bir şeyler üretmeyi bırakır da sadece hazır yiyip tüketmeye odaklanırsa, aslında geleceğini harcıyor demektir. İslâm dîni, israfı ve savurganlığı büyük bir yanlış olarak görür.
Peygamber Efendimiz (s.a.v), imkanlarını idareli kullananın darlık çekmeyeceğini söylerken; bugün ihtiyacı olduğu için değil, sadece başkalarına hava atmak ya da doymak bilmeyen isteklerini tatmin etmek için harcama yapan bir toplumun ayakta kalması mümkün değildir.
3. Ağır Vergiler ve Adaletin Yokluğu
İbn-i Haldun’a göre, insanların kazancına göz dikilip vergiler dayanılmaz hâle gelirse üretim durur. Adalet ortadan kalkınca da devletin temeli sarsılır.
Hz. Ali’nin (r.a.) şu sözü her şeyi özetler:
"Bir devlet inançsızlıkla ayakta kalabilir ama adaletsizlikle asla yaşayamaz."
4. İşin Ehli Olmayanlara Görev Verilmesi
Bir toplumun çöküşündeki en büyük işaret, makam ve görevlerin o işi en iyi yapana değil, "tanıdıklara" veya "yandaşlara" verilmesidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu tehlikeyi şöyle anlatmıştır:
"İş, o işten anlamayan, lâyık olmayan kişilere verildiği zaman, artık kıyâmeti (o toplumun sonunu) bekleyin!"
5. Umutların Sönmesi ve Kaçış
İnsanlar, adaletin kalmadığı ve emeklerinin hiçe sayıldığı bir yerde durmak istemezler. Gençlerin ve yetişmiş insanların başka yerlere gitmesi (göç etmesi), o toplumun zihninin ve rûhunun boşalması demektir. Umut, insanı hayata bağlayan en büyük güçtür; umudunu kaybeden bir toplum, geleceğini de kaybetmiştir.
6. Kibir, Gösteriş ve Dalkavukluk Salgını
Kibir, tarihteki ilk büyük yanlıştır. Tepedekiler kendini halktan üstün görüp kibirlendiğinde, aşağıdakiler de onlara yaranmak için dalkavukluk ve yalakalık yapmaya başlar.
İmam Gazâlî, kalbi kör eden en büyük hastalığın "koltuk sevdası ve gösteriş merâkı" olduğunu söyler.
Şunu unutmamalıyız: Yanlış bir övgü, dürüst bir eleştiriden çok daha tehlikelidir.
• İnsanların doğruları değil de sadece birbirini mutlu edecek yalanları söylediği bir yerde, dürüstlük nefes alamaz.
• Herkes birbirine yaranmaya çalışırsa, kimse ortadaki büyük hataları söylemeye cesaret edemez.
• Gerçekler, bizi olduğumuz gibi gösteren bir ayna gibidir. Ama biz sadece duymak istediğimiz güzel yalanları dinlersek o ayna kırılır; hatalarımızı göremez hale geliriz ve içten içe çürürüz.
İbn-i Haldun’un saydığı bu maddeler, toplumu bitiren bir hastalık gibidir. Reçete ise bellidir: Herkese hakkını vermek (adalet), işi uzmanına bırakmak (liyakât), alçakgönüllülük ve dürüstlük.
Eğer bir toplum bu kötü işaretleri kendinde görüyorsa, tehlike çanları çalıyor demektir. Ancak kurtuluş hâlâ elimizde.
Kur’an’ın dediği gibi:
"Bir toplum kendi gidişatını düzeltmek için çaba harcamadıkça, Allah da onların durumunu düzeltmez." (Ra’d Sûresi, 11)
Özetle; İbn-i Haldun'a göre bir toplumun çöküş alâmetleri:
• Dayanışmanın yok olması.
• Üretimin zayıflaması.
• Tüketim çılgınlığı.
• Vergilerin artması.
• Liyakâtin dikkate alınmaması.
• Adaletsizliğin yaygınlaşması.
• Umutların kırılması.
• Göçün hızlanması.
• İblisâne bir gurur ve kibir.
• Gösteriş, riyakârlık ve yalakalık.
Mithat GÜDÜ
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci -Yazar