Labirent Tv Haber, Spor, Ekonomi, Yaşam | labirenttv.com
2026-04-17 19:46:25

Görmenin Yedi Mertebesi

Mithat GÜDÜ

mgudu@labirenttv.com 17 Nisan 2026, 19:46

​Gözün Gördüğü, Kalbin Bildiği: Görmenin Yedi Mertebesi

​Gün içinde binlerce şeye bakıyoruz. Vitrinlere, ekranlara, kalabalık caddeye, gökyüzüne... Peki, baktığımız her şeyi gerçekten "görüyor" muyuz? Modern çağın hızı, bakışlarımızı birer saniyeye sığdırırken, bizleri "bakıp da görmeyenler" kervanına mı kattı? Oysa kadîm hikmetimiz bize görmenin sadece biyolojik bir süreç değil, ruhsal bir tekâmül olduğunu söyler. Gelin, dış gözden iç göze doğru bir yolculuğa çıkalım.

​1. Ru’yet: Gözün Emaneti

​Her şey ru’yet ile başlar; yani baş gözüyle görmek. Bu, canlı cansız her varlığın ortak paydasıdır. Ancak bu seviyede kalmak, bir aynanın yansımasından fazlası değildir. Kur’an-ı Kerîm, sadece bu seviyede kalanlar için sarsıcı bir tespitte bulunur: "Onların gözleri vardır ama onlarla görmezler." (A'râf, 179). Demek ki görmek, sadece ışığın retinaya düşmesi değildir.

​2. Nazar: İbretin Penceresi

​Nazar, bakışa bir fikir katmaktır. Bir çiçeğe sadece rengi için değil, üzerindeki nizamı anlamak için bakmaktır. İslâm âlimleri "Nazar, aklın elçisidir" derler. Hz. Ali’nin (r.a.) buyurduğu gibi: "Bakıp da ibret almayan göz, kör sayılır." Nazar, bakışı bir "temâşâ" hâline getirir ve bizi "Neden?" sorusuna ulaştırır.

​3. Basîret: Kalbin Gözü

​İşte burası, perdenin aralandığı yerdir. Basîret, eşyanın dış yüzünü değil, hakikatini görmektir. Allah Rasûlü (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde: "Müminin ferâsetinden sakının, çünkü o Allah’ın nûru ile bakar" buyurur. Basîret sahibi bir kalp, karanlıkta yolu bulur; çünkü o, ışığı dışarıdan değil, içeriden alır.

​4. Şuûr ve Şuhûd: Farkındalık ve Şahitlik

​Şuûr, hissederek görmektir; bir "farkındalık" hâlidir. Bir adım ötesi olan şuhûd ise, her şeyde Yaratan’ın bir izini müşahede etmektir. Sûfîlerin "Lâ meşhûde illâllah" (Allah'tan başka görülecek gerçek bir varlık yoktur) sözü, bakışın tevhid ile birleşmesini ifade eder. Zira tasavvuf yolunu benimseyen bu kimseler için amaç, varlığı Hakk’ın tecellîleri olarak okuyabilmektir. Artık kişi, baktığı her zerrede bir şahitlik hâlindedir.

​5. İdrak: Akıl ve Kalbin Âhengi

​Anlayarak görmek olan idrak, bilginin bilince dönüşmesidir. Ziya Paşa'nın dediği gibi: "İdrâk-i meâlî bu küçük akla gerekmez / Zîrâ bu terâzî o kadar sikleti çekmez." Ancak insan, acziyetini idrak ettiği an, aslında en büyük görüş gücüne kavuşmuş demektir. İdrak, gördüğünü kuşatmak değil, gördüğünün büyüklüğü karşısında eğilmektir.

​6. İrfan: Görmenin Zirvesi

​Ve son durak; İrfan. Tüm benlikle, her bir hücreyle görmektir. Ârif olan kişi için artık “bilmek” bitmiş, “tanışmak” başlamıştır. İrfan sahibi, baktığı her aynada O’nu (Allah’ı) görür, attığı her adımda O’nu hisseder. Bu mertebe, bilginin irfâna, bakışın ise aşka dönüştüğü yerdir.

​Sonuç Olarak;
Göz bir penceredir; ancak pencereden neyi göreceğiniz, içerideki ışığa bağlıdır. Eğer içerisi karanlıksa, dışarıdaki güneşten fayda gelmez. Kendimize şu soruyu soralım: Dünyayı sadece “ru’yet” ile mi gördük, yoksa “basîret” ile mi idrak ettik?

Unutmayın: “Gözler kör olmaz, lâkin göğüslerdeki kalpler kör olur.” (Hac, 46)

Not: Beğeni toplamak için değil, bir idrak oluşturmak ve hakikati haykırmak için yazıyoruz. Hidâyet ise Allah’tandır. Bu hakikate omuz vermek ve bir kişinin daha bilinçlenmesine vesîle olmak için paylaşabilirsiniz.

Mithat Güdü 
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.