Kalplere Allah Korkusu Yerleştirmek: Neslin İhyâsı ve Geleceğin Güvencesi
Günümüz gençliğinde (istisnalar hariç) bir boşluk, bir fırtına, bir vicdan erozyonu giderek büyüyor. Sokaklarda, okullarda, ekranlarda karşılaştığımız manzaralar, “Bu çocuklar nereye gidiyor?” sorusunu her geçen gün daha yakıcı hâle getiriyor.
Timurtaş Uçar Hocaefendi’nin o veciz uyarısı kulaklarımızda çınlıyor:
“Okulların önüne polis koyacağınıza, gençlerin kalbine Allah korkusu koyun.”
Ve yine aynı hocanın başka bir tespiti:
“Bu sistem öyle çocuklar yetiştirecek ki sonunda her okula polis dikmek zorunda kalacaksınız.”
Ne acı ki bu bir kehânet değil, yaşanmakta olan bir gerçeklik hâline geliyor.
Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi’nin “Dinsiz eğitimin sonu vicdansız nesildir.” sözü, meselenin köküne iniyor. Çünkü din, sadece birtakım ritüellerden ibaret değildir; o; vicdanın, ahlâkın, merhametin ve adaletin mayasıdır. Kalp, Allah korkusuyla terbiye edilmezse ne yasa ne de polis o kalbi dizginleyebilir. Vicdanın yerini korku ve ceza aldığında ise toplum, kendi evlatlarının elinde yavaş yavaş tahrip olmaya başlar.
Turgut Cansever’in o derin ikazını hatırlayalım:
“Şehri îmâr ederken nesli ihyâ etmeyi ihmâl ederseniz, ihmâl ettiğiniz nesil îmâr ettiğiniz şehri tahrip eder.”
İşte tam da bu yüzden maddî kalkınma ile mânevî ihyâ birbirinden ayrı düşünülemez. Birinciyi yapıp ikincisini ihmâl etmek; kendi ellerimizle şehrimizi, yurdumuzu ve geleceğimizi dinamitlemektir.
Peki, çözüm nerede?
Çözüm, küçük yaştan itibaren, daha ilk adımlarından itibaren başlar. İmam Gazâlî Hazretleri asırlar önce bunu en güzel şekilde özetlemişti:
“Çocuk, anne babasının elinde bir emanettir. Kalbi, her şeyin yazılabileceği saf bir cevherdir. Eğer iyiye alıştırılırsa hem dünyada hem âhirette mutlu olur; ihmâl edilirse helâk olur.”
Kalp, o saf cevher… Yazılacak ilk satırlar ne olursa olsun, ömür boyu silinmez. Anne baba, öğretmen, toplum… Hepimiz o kalbe ya iyiyi ya kötüyü yazıyoruz. Ya Allah korkusunu ya da Allah unutkanlığını nakşediyoruz.
Kur’an-ı Kerîm’in en ağır sorumluluklarından biri Tahrîm Sûresi’nin 6. âyetinde bize hatırlatılıyor:
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun!”
Bu âyet, “koruma”nın sadece maddî güvenlik olmadığını, en başta mânevî koruma olduğunu haykırıyor. Aile, evlatlarını cehennem ateşinden korumakla yükümlüdür. Bu koruma, okula polis dikmekle değil; kalbe îmânı, ahlâkı, takvâyı yerleştirmekle olur.
Bugün çocuklarımızın ve gençlerimizin bugünü ve yarını için en büyük yatırım; dînî ve mânevî değerleri onların zihnine ve kalbine küçük yaştan itibaren nakşetmektir. Bu, ne bir lüks ne de bir tercih meselesidir; bir mecburiyettir. Çünkü emanet elimizdedir.
Eğer okulların önüne polis yığmak yerine, kalplere Allah korkusunu nakşedebilirsek;
Eğer nesli ihyâ etmeyi ihmâl etmezsek;
Eğer o saf cevhere iyiyi yazmaya başlarsak…
O zaman ne vicdansız nesiller görürüz ne de îmâr ettiğimiz şehirlerin kendi evlatlarımız tarafından tahrip edildiğini.
Zira asıl îmâr, kalplerin îmârıdır.
Gerisi teferruattır.
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar