Labirent Tv Haber, Spor, Ekonomi, Yaşam | labirenttv.com
2026-07-31 23:52:25

Alevî Bektaşî Federasyonu’nun Mescit Açıklaması Üzerine Yorum-Analiz

Mithat GÜDÜ

mgudu@labirenttv.com 31 Temmuz 2026, 23:52

Alevî Bektaşî Federasyonu’nun Mescit Açıklaması Üzerine Yorum-Analiz

Kardeşlik Dili mi, İdeolojik Ayrıştırma mı: Alevî Bektaşî Federasyonu Hangi Alevîliği Temsil Ediyor?

​Alevî Bektaşî Federasyonu’nun (ABF), İstanbul Valiliği’nin okullarda ibadet etmek isteyen öğrenci ve çalışanlar için alan ayrılmasına dair yazısına ilişkin yaptığı açıklama; sadece idari bir karara itiraz etmekle kalmamakta, Alevî kurumlarının bir kesiminde yıllardır süregelen derin kimlik çelişkisini ve siyasal bagajları bir kez daha gözler önüne sermektedir.

​Metin, samimi bir hak arayışından ziyade şu temel çelişkileri ve problemleri barındırmaktadır:

​1. "Siyasî Zihniyet" Yansıması ve Mânevî Değerlerle Mesafelenme

​Yapılan açıklamanın dili ve üslûbu, Alevî toplumunun irfânı ve tarihsel derinliğinden ziyade; öteden beri İslâm’ın sembollerine, ibadet pratiklerine ve mânevî değerlere mesafeli duran, hatta zaman zaman bunlara karşı konumlanan belirli bir siyasî zihniyetin bildirisi niteliğindedir.

​Tarihsel süreçte bu topraklarda yaşayan Müslümanlar, Alevî toplumunu her zaman öz kardeşleri olarak görmüş; Şah-ı Merdan Hz. Ali’yi, Ehl-i Beyt’i ve Hacı Bektaş-ı Velî’yi ortak vicdanın ve îmanın en yüce değerleri kabul etmiştir. Ancak federasyonun bu kapsayıcı ruh yerine, İslâm’ın en temel ibadeti olan namazı ve onun mekânı olan mescidi bir "tehdit" veya "gericilik" unsuru gibi sunması, Alevî toplumunun tarihsel kökleriyle de bağdaşmayan siyasal bir duruştur.

​2. "Müslümanlık" Söylemi ile "İslâm’ın Sembolleri" Arasındaki Çelişki

​Alevî temsilcileri haklı olarak kamusal alanda "Biz de Müslümanız, ayrımcılığa uğramak istemiyoruz" söylemini sıklıkla dile getirmektedir. Ancak aynı kurumların pratiğine bakıldığında; İslâm’ın en temel şartlarından biri olan namazın edâ edileceği mescide karşı takınılan bu mutlak retçi tavır, ciddî bir mantıksal kırılma yaratmaktadır.

​Bir yandan "Biz bu inancın parçasıyız" deyip, diğer yandan o inancın en temel ibadet alanını doğrudan "asimilasyon" veya "Emevî anlayışı" olarak nitelemek; kamuoyunda haklı olarak "Bu nasıl bir Müslümanlık anlayışıdır ve hangi anlayışa hizmet etmektedir?" sorusunun sorulmasına yol açmaktadır.

​3. İnanç Özgürlüğünde Çifte Standart

​ABF’nin açıklamasında sürekli vurgulanan "özgürlük", "eşitlik" ve "baskıya karşı durma" kavramları, ne yazık ki tek taraflı bir okumanın ötesine geçememektedir:

• ​Okullarda ibadet etmek, Cuma namazını kılmak isteyen öğrencilerin ve eğitim çalışanlarının en doğal vicdan ve ibadet özgürlüğü tamamen göz ardı edilmektedir.

• ​Kendi ibadet alanları (Cemevleri) için kamusal tanınma talep eden bir yapının; başka bir kesimin en temel ibadet ihtiyacını karşılayacak fizikî mekanların düzenlenmesini bir "darbe" veya "tehdit" olarak görmesi açık bir çifte standarttır.

​4. Kurumsal Kimlik Netleşmesi İhtiyacı

​Federasyonun bu yaklaşımı, Alevî kurumlarının artık şu temel soruya açık ve net bir yanıt vermesi gerektiğini göstermektedir:

• ​Alevîlik; İslâm’ın, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisini merkeze alan özgün ve tasavvufî bir yorumu mudur, yoksa İslâm’ın temel pratiklerini reddeden siyasîleşmiş ayrı bir dünya görüşü müdür?

​Eğer birincisi geçerliyse, İslâm’ın en temel ibadetine ve mescide gösterilen bu reaksiyon büyük bir çelişkidir. Eğer ikincisi geçerliyse, o halde "Biz de Müslümanız" söyleminin retorikten öteye geçmediği kabul edilmeli ve toplumla daha şeffaf bir iletişim kurulmalıdır.

​Müslümanlar olarak bizlerin Alevîlere bakışı; ayrıştıran değil, Hz. Ali’nin adaletinde ve Ehl-i Beyt’in sevgisinde buluşan bir kardeşlik hukukudur. Ancak bu kardeşlik hukukunun sürdürülebilmesi için kurumların da toplumun ortak mânevî değerlerine karşı saygılı bir dil benimsemesi gerekir.

​Kamusal alanda kapsayıcılık; bir tarafın talebini savunurken diğer tarafın temel ibadet hakkını "gericilik" adı altında baskılayarak değil, herkesin inanç ve vicdan özgürlüğüne eşit derecede saygı duyarak sağlanabilir. Alevî kurumlarının, ideolojik şartlanmaların ürünü olan kutuplaştırıcı dilden sıyrılarak; ortak değerlerimize barışık, daha olgun ve samimi bir duruş sergilemesi elzemdir.

----------------------

Alevî Bektaşî Federasyonu'nun Açıklaması Şöyle:

İKTİDARIN ALEVİLERE ZULMÜ VE ASİMİLASYON POLİTİKALARI, OKULLARA MESCİT GENELGESİ İLE DEVAM EDİYOR !

İstanbul Valiliği’nin okullara gönderdiği ve her okulda Cuma Namazları için bir Mescit açılmasını emreden genelgesini şiddetle reddediyoruz. 

Okulların ibadethaneye dönüştürülmesi, laik ve demokratik hukuk devletine açık bir darbe; dayatılan tek bir inanç dışındaki tüm inançları, kültürleri ve yaşam tarzlarını yok etme fermanıdır.

AKP hükümeti de çok iyi bilmektedir ki, okulların görevi ibadet düzenlemek değil, nitelikli ve kamusal eğitim vermektir. 
Ancak iktidara geldiği günden bu yana AKP hükümetinin asıl amacı eğitimi geliştirmek değil; toplumu ve geleceğimiz olan çocuklarımızı dinsel esaslara göre dönüştürmektir.

Bugün eğitim sistemi; tekçi, inkârcı, asimilasyoncu, cinsiyetçi, gerici ve ırkçı politikaların kuşatması altındadır. 

Bu gerici kuşatmanın en tehlikeli ayağı olan "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" aklın, pozitif bilimlerin ve özgür düşüncenin temeli olan Laik Eğitim İlkesi'ni tamamen tasfiye etmeyi amaçlamaktadır. 

Bu model ile yapılmak istenen; pozitif ve doğa bilimlerini müfredattan ayıklayarak sorgulamayan, eleştirmeyen, biat eden nesiller yetiştirmek ve totaliter bir rejim için zemin hazırlamaktır. 

Laiklik, yalnızca bir devlet yönetimi ilkesi değil; farklı inançların ve yaşam tarzlarının bir arada insanca yaşayabilmesinin, hiçbir yurttaşın ayrımcılığa uğramamasının ve tüm çocuklarımızın eşit eğitim hakkının yegâne güvencesidir.

Alevi toplumu bu gerçeği tarih boyunca ağır bedeller ödeyerek öğrenmiştir. 

Bugün Alevi çocukları, eğitim kurumlarında sistemli bir psikolojik baskıya ve ağır ayrımcılığa maruz kalmaktadır. 

Zaten, zorunlu din dersleri ile Sünni-Hanefi inancının müfredatı tüm çocuklara dayatılırken; Ramazan ayında oruç baskısıyla sindirilmeye çalışılan, okullarda kendi inancını ve kimliğini saklamak zorunda bırakılan evlatlarımız, şimdi de Cuma Namazı ve Mescit zorunluluğuyla karşı karşıyadır.

ÇEDES projeleri ve "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" ile derinleştirilen bu süreç, açık ve sistemli bir asimilasyon projesidir. 

İnanç mekânlarımızı tahrip eden, Cemevlerimizi ibadethane olarak görmeyen zihniyet, okulları Emevi anlayışının birer uygulama alanına çevirmek istemektedir.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in; “Alevi Bektaşi vatandaşlarımız, "Allah Tayyip Erdoğan’dan razı olsun, onun sayesinde insani koşullarda Cem yapmaya başladık diyorlar” şeklindeki demeci, iktidarın Alevilere yönelik ne kadar saygısız, lakayt ve üstenci yaklaştığının en somut göstergesidir. 

Saray rejimi bir yandan Bakan diliyle hayali Aleviler yaratıp kendini övdürürken, diğer yandan valiler ve bürokratlar eliyle Aleviliği yok etme planlarını uygulamaktadır. Alevi toplumu Cemevlerini Saray’ın lütfuyla değil, kendi tarihsel ve onurlu mücadelesiyle kurmuştur; bu mücadelesinden de asla vazgeçmeyecektir !

Milyonlarca çocuk yoksullukla, açlıkla ve nitelikli eğitime erişememekle boğuşurken; MESEM projeleriyle çocuk işçi ölümleri ve hak ihlalleri had safhaya ulaşmışken, iktidarın önceliği okulları ibadet alanlarına çevirmektir. 

Bu durum, asıl niyetin çocukların refahı değil, biatçı bir toplum yaratmak olduğunu açıkça kanıtlamaktadır.

Bu genelge ve dayatmalar yalnızca Alevilere yönelik bir saldırı değildir. 
Bu mesele sadece Alevilerin değil; laik, demokratik, özgür ve bilimsel bir geleceğe inanan tüm toplumun, her inançtan ve her kesimden yurttaşın ortak sorunudur. 

Okullar cümle canların ortak kamusal alanıdır; zorla dayatılan bir inancın, mezhebin ya da ırkçı-gerici anlayışın kıskacı altına alınamaz.

Bizler Alevi Bektaşi Federasyonu olarak; çocuklarımızın geleceğinin, laik ve bilimsel eğitim hakkının gasp edilmesine asla izin vermeyeceğiz !

Cümle canlara ve tüm kamuoyuna sesleniyoruz:

Eğitim sistemindeki tekçi, inkârcı, cinsiyetçi ve gerici kuşatmaya karşı durmak; Alevi'si, Sünni'si, inananı ve inanmayanı ile hepimizin tarihsel sorumluluğudur. 

Laik, demokratik, bilimsel eğitim ve eşit yurttaşlık mücadelemizi hep birlikte büyütelim !

Okullar ibadethane değildir; aklın, bilimin, vicdanın ve özgür düşüncenin yuvasıdır !

Eşit yurttaşlık ve laik eğitim talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz !

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU

Mithat Güdü 
Emekli İmam Hatip / Gazeteci - Yazar

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.