Labirent Tv Haber, Spor, Ekonomi, Yaşam | labirenttv.com
2026-06-04 19:46:50

Dünyadayken Cevaplanması Gereken Sorular!

Mithat GÜDÜ

mgudu@labirenttv.com 04 Haziran 2026, 19:46

​Dünyadayken Cevaplanması Gereken Sorular!

Âhirette "Keşke" Demenin Hiçbir Fayda Sağlamayacağı O Dehşetli Gün Gelmeden...

​Bazen ilâhî bir kelâm, insanın gaflet perdesini yırtarak yüreğine bir ok gibi saplanır ve “Dur!” der. İşte Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz bizleri öyle sarsıcı sorularla baş başa bırakıyor ki; eğer bugün fani dünyada bu soruların hakkını veremezsek, yarın mîzan kurulduğunda vereceğimiz hesap çok ağır, mahcubiyetimiz çok büyük olur.

​İlk dehşetli durak, mülkün tek sahibinin şu amansız sorusuyla başlıyor ve Mülk sûresi kulaklarımızda çınlıyor: “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?”

​Âyetin bütünü şöyle:

​تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِۜ كُلَّمَٓا اُلْقِيَ ف۪يهَا فَوْجٌ سَاَلَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذ۪يرٌ

​"Cehennem neredeyse öfkesinden çatlayacak! Oraya her bir grup atıldıkça, muhafızları onlara, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorarlar." (Mülk, 8)

​• Zümer sûresi, 71. âyet: “Size âyetlerim okunmadı mı?”

وَس۪يقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى جَهَنَّمَ زُمَرًاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا فُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِر۪ينَ

​"Gerçekleri inkâr etmiş olanlar gruplar halinde cehenneme sevk edilecek; nihayet oraya vardıklarında cehennemin kapıları açılacak; bekçileri onlara, “İçinizden, size Rabbinizin âyetlerini okuyup duyuran ve böyle bir günle karşılaşacağınızı bildirerek sizi uyaran bir elçi gelmedi mi?” diye soracak; onlar da “Evet geldi” diyecekler. Ama inkârcılar için artık azap hükmü kesinleşmiştir." (Zümer, 71)

​• Enbiyâ sûresi, 10. âyet: "Hâlâ akletmeyecek misiniz?”

​لَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ كِتَابًا ف۪يهِ ذِكْرُكُمْۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟

​“Andolsun, size içinde sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?" (Enbiyâ, 10)

​• Yûnus sûresi, 34. âyet: "Ortak koştuklarınız arasında yoktan var edebilen var mı?"

قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُۜ قُلِ اللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ

​“O sizin tanrılaştırdığınız varlıklar arasında, bir şeyi ilk defa yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden biri var mı?” diye sor. De ki: “İlkten yaratan da yaratmayı tekrar eden de Allah’tır. Şu halde nasıl gerçeğin dışına saptırılıyorsunuz!” (Yûnus, 34)

​• Mâide sûresi, 74. âyet: “Allah’a tövbe edip bağışlanma istemeyecekler mi?”

​اَفَلَا يَتُوبُونَ اِلَى اللّٰهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُؕ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

​"Hâlâ Allah’a tövbe edip O’nun bağışlamasını dilemeyecekler mi? Allah çok bağışlamakta, çok esirgemektedir." (Mâide, 74)

​• Fâtır sûresi, 37. âyet: “Size düşünüp öğüt alabileceğiniz kadar ömür verilmedi mi?”

وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ ف۪يهَاۚ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ ف۪يهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَٓاءَكُمُ النَّذ۪يرُۜ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ۟

​"Ve onlar orada, “Rabbimiz! Bizi çıkar da yapmış olduklarımızdan tamamen başka, rızâna uygun işler yapalım” diye feryat ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Üstelik size uyarıcı da gelmişti. Şimdi tadın bakalım! Zalimlerin hiçbir yardımcısı da yoktur!" (Fâtır, 37)

​• Mutaffifîn sûresi, 4-6. âyetler: “Onlar diriltileceklerini bilmiyorlar mı?”

​اَلَا يَظُنُّ اُولٰٓئِكَ اَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَۙ
لِيَوْمٍ عَظ۪يمٍۙ
يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ

​"Onlar; büyük bir gün, insanların âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları o gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?" (Mutaffifîn, 4-6)

​Ve nihayet:

​• “Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, sâlih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın.” (Kehf, 110)

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَدًا

​"De ki: “Ben, yalnızca sizin gibi bir insanım. Şu var ki bana, ilâhınızın, sadece bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı bekliyorsa dünya ve âhirete yararlı iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.” (Kehf, 110)

​Bu sorular, sadece birer âyet değil; her biri birer imtihan pusulasıdır. Bu sorulara daha dünyadayken “Evet” diyebilmek, insana verilmiş son şanstır. Çünkü âhiret gününde “Keşke…” demek fayda vermez; orada sadece o gecikmiş “keşke”lerin amansız acısını çekmek vardır.

​Şüphesiz Kur’ân-ı Kerîm’in sarsıcı ikazları sadece bu sorularla sınırlı değildir. Rabbimiz, kalbimizin ve zihnimizin kapılarını sonuna kadar açmamızı isteyerek, bizleri varlığın özünü idrak etmeye ve derin bir uyanışa davet ediyor:

اَلَّذ۪ينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًاۚ سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

​"Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler." (Âl-i İmrân, 191)

​Ve yine ferman buyuruyor yüceler yücesi Rabbimiz:

قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذ۪ينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَۜ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ۟

​“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak derin temiz akıl sahipleri öğüt alır.” (Zümer, 9)

​Bu ilâhî kelâm açıkça gösteriyor ki; tefekkür müminin hayatında alelâde bir düşünce eylemi değil, kalbi diri tutan en büyük ibadetlerden biridir. Zira gökteki muazzam yıldızlardan yerdeki sessiz karıncaya kadar kâinatın her zerresinde parıldayan ilâhî sanata gözünü kapayan, kendi yaratılış mucizesini bir an olsun tefekkür etmeyen bir gönül, îmanın o asil ve sarsılmaz lezzetine nasıl tam mânâsıyla erebilir?

Demek ki tefekkür, îmanın kuru bir iddiadan ibaret kalmamasını sağlayan muazzam bir köprüdür.

​Tam da bu noktada Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ümmetini gaflet uykusundan uyandıracak en sarsıcı tefekküre çağırarak şöyle buyuruyor:

​“Dünyevî lezzetleri bıçak gibi kesen ölümü çokça hatırlayın!” (Tirmizî, Zühd, 23)

​Zira fani zevklerin geçiciliğini idrak eden bir akıl, yönünü ebediyete çevirir. Nitekim Allah Resûlü (s.a.v.), bu idrâke eren gerçek akıl sahiplerini bir başka hadis-i şerifinde şu eşsiz ölçüyle tarif buyurmaktadır:

​“En akıllı mümin, ölümü en çok hatırlayan ve ölümden sonrası için en güzel şekilde hazırlık yapandır.” (İbn Mâce, Zühd, 31)

​Çünkü ölümü tefekkür etmek, sanıldığı gibi insanı hayattan koparıp tembelliğe itmez; aksine her saniyeyi nîmet bilip dünyaya meşrû bir şuurla sarılmaya ve her nefeste Rabbine sadık bir kul olmaya sevk eder.

​İslâm âlimleri de bu nebevî hakikâti asırlar boyu nesilden nesile bir kandil gibi aktarmışlardır.
Hüccetü'l-İslâm İmam Gazâlî (rahmetullâhi aleyh) o muazzam eseri İhyâ’da dünyayı şöyle konumlandırır:

​“Dünya, âhiretin tarlası ve hidâyet yolunun konaklarından bir konaktır.”

​Evet, dünya bir tarladır ve mîzan günü herkes kendi ektiğinin hasadını biçecektir. Ömür toprağına salih amel tohumu saçmayan, gözyaşıyla tövbe sulamayan ve kâinatı tefekkürle okumayan bir insan, yarın mahşer meydanında hangi yüzle hasat bekleyebilir?

​Yine İmam Gazâlî, fani hayatın sarsıntılarına karşı kalbimizi şu hikmetli ikazıyla tesellî eder ve uyandırır:

​“Dünyada seni üzen veya sana acı veren her ne görürsen; bil ki bunlar sana dünyanın kalıcı bir yurt olmadığını hatırlatan birer işarettir."

​O halde, henüz vakit varken ve mühlet tükenmemişken soralım kendimize: Biz ne yapacağız? Ötelerden gelen bu sarsıcı sorulara daha dünyadayken sarsılmaz bir “Evet” ile mukabele edebilmek için nasıl bir duruş kuşanacağız?

• ​Kur’ân’ı sadece dille okumakla veya sadece zihinle tefekkür etmekle kalmayacak; O’nun her bir âyetini hayatımıza hayat kılacak, ahlâkımızla ve amellerimizle ete kemiğe büründüreceğiz.

• ​Tövbe kapısını her an açık bileceğiz; ancak son nefesin ne zaman geleceğini bilmediğimiz için tövbeyi asla yarına bırakmayacağız. Unutmayacağız ki samimi bir tövbe insanı "hiç günah işlememiş gibi" temizler; fakat tövbeyi ömür sonrasına ertelemek, şeytanın "Allah affedicidir" vaadiyle insanı kandırmasından başka bir şey değildir.

• ​Rabbimize kavuşmayı umarak salih amel işleyecek, O’na ibadette hiç kimseyi ortak koşmayacağız.

• ​Ölümü sık sık hatırlayıp her nefeste “Acaba bugün Rabbime nasıl bir kul oldum?” diye kendimizi hesaba çekeceğiz.

• ​Dünyada sadece kendimiz için yaşamayıp arkamızda kalıcı izler, tükenmez hayırlar ve insanlığa nefes olacak güzel bir miras bırakarak; sadaka-i câriye, faydalı ilim ve hayırlı bir neslin duâsıyla amel defterimizi kıyamete kadar açık tutmanın derdinde olacağız.

​Rabbimiz…
Bize âyetlerini anlayan bir kalp, düşünüp öğüt alan bir akıl nasip et. Bizi uyarılara kulak verenlerden ve hakka tabi olanlardan eyle. Bizi bağışla, bize merhamet et. Bizi dosdoğru yoluna yönelt. Şüphesiz Sen, çok bağışlayan ve rahmeti bol olansın.

​Ey kardeşim! Bu sorulara cevabın hazır mı? Yoksa hâlâ “Yarın” mı diyorsun? Yarın, Rabbimizin huzuruna vardığımız gün olabilir. O giant “Keşke” dememek için bugün “Evet” diyelim. Tefekkür edelim, tövbe edelim, amel edelim. Çünkü dünya bir konaktır; asıl yurt âhirettir. Ve o yurt, bugün verdiğimiz cevaplara göre şekillenecektir.

​Rabbimiz bizleri, bu hayatî sorulara henüz vakit varken hakkıyla cevap verebilen ve huzuruna 'evet'in huzûruyla çıkan kullarından eylesin. Âmîn.

​Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.