Selâlarla Dirilen Millet, Tanklarla Yıkılamayan Îman!
Malazgirt’ten 15 Temmuz’a Uzanan Sarsılmaz Rûhun İbadeti ve İradesi
İnsanlık tarihi, toprağı yalnızca bir çamur yığını olmaktan çıkarıp "vatan" kılan büyük destanlara şahittir. Ancak bizim coğrafyamızda yazılan hiçbir destan, tesadüflerin ya da askeri hesapların eseri değildir. 1071’de Malazgirt’te Anadolu’nun kapılarını açan irade neyse, Çanakkale’de yedi düvele geçit vermeyen, Kurtuluş Savaşı’nda küllerinden yeniden doğan ruh da tam olarak odur.
İşte bu sarsılmaz zincirin en yakın, en sıcak ve belki de en ibretlik halkası, 15 Temmuz gecesidir.
Göğüsteki Îman, Çeliğe Karşı
O gece, sadece askeri bir darbe girişimiyle karşı karşıya kalmadık; bin yıllık bir medeniyet birikiminin, küresel güçlerin maşası hâline gelmiş FETÖ (Fetullahçı Terör Örgütü) eliyle infaz edilme teşebbüsüne şahit olduk. Din kisvesi altında bu milletin kılcal damarlarına sızan, sinsi ve hain bir yapının kendi halkına silah doğrulttuğu o dehşet anlarında, hesaba katamadıkları bir şey vardı: Bu milletin genetiğine işlenmiş olan bağımsızlık karakteri.
Salyalı vaatlerle akılları kiralanmış FETÖ mankurtlarının ve tanklarının karşısına; sadece çıplak elleri ve göğsündeki sarsılmaz îmanıyla dikilen bir millete hangi silah diz çöktürebilirdi?
15 Temmuz, karanlığın en koyu anında selâ seslerinin gökyüzünü titrettiği, korkunun cesarete teslim olduğu o eşsiz kırılma noktasıdır. O gece mermilere göğsünü siper edenler, sadece bir hükümeti veya bir meydanı değil; bu ülkenin namusunu, geleceğini ve evlatlarının yarınını savundular.
Bölünmeyen Vatan, Susturulamayan Ezanlar
Hain planların sahibi FETÖ, o gece her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesaplamış; devletin içine sızdırdığı hainlerle topumuzu, tüfeğimizi, uçağımızı yine bize karşı doğrultmuştu. Fakat unuttukları, hiçbir askerî ve sinsi stratejinin "vatan sevdasıyla çarpan bir yüreği" yenemeyeceği gerçeğiydi.
Başaramadılar! Çünkü bu toprakların mayası, koynunda beslediği haini de, onun işbirlikçisi terör odaklarını da her zaman söküp atmıştır.
Bölemediler! Çünkü farklılıklarımız, o gece tek bir bayrağın gölgesinde tek bir vücut hâline geldi.
Ezanlarımızı susturamadılar! Aksine, minarelerden yükselen selâlar, ihanet şebekesinin karanlık hesaplarını boğan birer nûra dönüştü.
Maziden Atiye Uzanan Çelik Kanatlar
Bugün 15 Temmuz’un üzerinden geçen yıllara baktığımızda, o gece ödenen bedellerin boşa gitmediğini çok daha net görüyoruz.
O gece bizi diz çöktürmek isteyenlere en güzel cevabı, bugün kendi gökyüzümüzde süzülen çelik kanatlarımızla, Kızılelma’mızla, yerli ve millî teknolojilerimizle veriyoruz. Geleceğe dünden çok daha güçlü, çok daha kararlı adımlarla yürüyoruz. Bu ülkenin prangalarından kurtulduğunda neler yapabileceğini artık sadece biz değil, tüm dünya hayret ve gıptayla izliyor.
Emanetimiz Namusumuzdur
Bizlere düşen en büyük görev; o zifiri gecede canını hiçe sayarak sokağa çıkan, tankların altına yatan yiğitlerin emanetine sahip çıkmaktır. 15 Temmuz’u sadece bir takvim yaprağı, sıradan bir anma günü olarak göremeyiz. O gece, bu milletin bağımsızlık fermanının kanla yazıldığı bir ibret vesikasıdır.
15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü vesilesiyle; vatan, bayrak ve mukaddesat uğruna canını feda eden tüm aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve sonsuz saygıyla anıyorum. Gazilerimize sağlıklı ve bereketli bir ömür diliyor, şükranlarımı sunuyorum.
Unutmadık, unutmayacağız ve bu aziz vatanı hainlere asla teslim etmeyeceğiz!
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar