Duygusal Kutuplaşma Afetzedeye Çare Olmuyor: Vicdanla Başlayan Yolculuk Hukukla Tamamlanmalı
Kişilere Geçici Hayranlık, Kurumlara Kalıcı Güven
Depremler, seller, yangınlar ve diğer büyük afetler... Coğrafyamızın acı bir gerçeği olan bu felaketler karşısında milletimiz, tarih boyunca sergilediği dayanışma ruhuyla sadece elini cebine değil, asıl vicdanına uzatmıştır. Çünkü biliriz ki, bir insanın acısını paylaşmak, sadece ahlâkî bir erdem değil, aynı zamanda dînî, insanî ve vicdanî bir sorumluluktur.
Ancak tarihî tecrübeler göstermektedir ki, toplumsal kriz dönemlerinde iyi niyet tek başına yeterli değildir. İyi niyet; şeffaflık, denetim ve hesap verebilirlikle desteklenmediğinde, toplanan yardımlar gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşmak yerine farklı amaçlara hizmet edebilir. Bu sebeple yardım yaparken ölçümüz yalnızca duygularımız değil; güvenilirlik, kurumsallık ve hesap verebilirlik olmalıdır.
1. Sosyal Medya Yanılsaması ve Kutuplaşmanın Gölgesi
Son yıllarda sosyal medya, yardım faaliyetlerini dâhi siyasî kutuplaşmanın etkisi altına sokmuştur. Bir kesim, devlet kurumlarını peşinen yetersiz veya güvenilmez ilan ederken; başka bir kesim de kendi dünya görüşüne yakın gördüğü kişi veya kuruluşları yeterli sorgulamaya tabi tutmadan mutlak güvenilir kabul edebilmektedir.
Oysa afet anlarında siyasî aidiyetlerin, ideolojik kamplaşmaların ve sosyal medya algılarının enkaz altındaki bir afetzedeye hiçbir faydası yoktur.
Asıl sorulması gereken soru şudur:
Toplanan yardım gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaştı mı?
Yardımın değeri, sosyal medyada aldığı beğeni sayısıyla değil; ulaştığı ihtiyaç sahibiyle ölçülür.
2. Hiç Kimse Hesap Verebilirliğin Üzerinde Değildir
Demokratik hukuk devletlerinde hiçbir kişi, hiçbir dernek, hiçbir vakıf ve hiçbir kamu kurumu eleştiriden, denetimden veya hukukun gereklerinden muaf değildir.
Bir kişinin sanatçı olması, toplum tarafından sevilmesi, milyonlarca takipçiye sahip olması veya herhangi bir siyasî görüşe yakın ya da uzak görülmesi; onu hesap vermekten muaf hâle getirmez.
Aynı şekilde herhangi bir kamu kurumunun da "devlet kurumu" olması, onu eleştirilemez veya denetlenemez kılmaz.
Gerçek güven, kişilere duyulan hayranlıkla değil; şeffaf yönetim, bağımsız denetim ve hesap verebilirlikle inşa edilir.
3. Yardım Kuruluşları Hakkındaki Tartışmalar Nasıl Değerlendirilmelidir?
Son yıllarda çeşitli yardım kuruluşları hakkında zaman zaman kamuoyuna yansıyan iddialar, incelemeler, soruşturmalar ve tartışmalar yaşanmıştır. Böyle durumlarda yapılması gereken; peşin hüküm vermek, sosyal medya kampanyalarıyla kişi veya kurumları mahkûm etmek ya da tam tersine hiçbir eleştiriyi kabul etmeden mutlak bir savunma refleksi geliştirmek değildir.
Hukuk devletinde esas olan, iddiaların bağımsız ve tarafsız yargı mercileri tarafından araştırılması ve somut deliller ışığında değerlendirilmesidir.
Hiçbir kişi veya kuruluş, yalnızca siyasî duruşu sebebiyle suçlu ilan edilemeyeceği gibi; aynı gerekçeyle sorgulanamaz ve eleştirilemez hâle de getirilemez.
Toplum açısından en sağlıklı yaklaşım; kim olursa olsun, kim hakkında olursa olsun aynı şeffaflık ve aynı hesap verebilirlik standartlarını talep etmektir.
4. Bilinçli Bağışçının Sorması Gereken Temel Sorular
Günümüzde bağış yapan vatandaşların sadece duygusal reflekslerle hareket etmesi yeterli değildir. Bilinçli bağışçılık, yardım kültürünün vazgeçilmez unsurudur.
Bir yardım kuruluşuna bağış yapmadan önce şu sorular mutlaka sorulmalıdır:
• Gelir ve gider tabloları düzenli olarak kamuoyuna açıklanıyor mu?
• Mali raporlar bağımsız denetimden geçiyor mu?
• Toplanan bağışların hangi projelerde kullanıldığı ayrıntılı biçimde yayımlanıyor mu?
• Yönetim yapısı kurumsal mı, yoksa tek kişinin inisiyatifine mi dayanıyor?
• İç ve dış denetim mekanizmaları etkin biçimde çalışıyor mu?
• Kuruluş, siyasî propaganda aracı hâline gelmiş mi, yoksa aslî faaliyet alanına mı odaklanıyor?
• Yardımların ulaştırılmasına ilişkin ölçülebilir sonuç raporları yayımlanıyor mu?
Bu soruların açık ve tatmin edici cevapları verilmeden yapılan her bağış, iyi niyet taşısa bile belirli riskler barındırabilir.
5. Kurumsal Güvenin Önemi
Afet yönetimi, yalnızca iyi niyetle yürütülebilecek bir faaliyet değildir. Lojistik, koordinasyon, güvenlik, sağlık, haberleşme ve kamu düzeni gibi çok sayıda unsurun aynı anda yönetilmesini gerektirir.
Bu sebeple AFAD başta olmak üzere ilgili kamu kurumları, kanunlarla belirlenmiş görev ve yetkiler çerçevesinde faaliyet gösterir; idarî denetim, yargı denetimi ve malî denetim mekanizmalarına tâbidir. Aynı şekilde kamu yararına çalışan dernek ve vakıflar da ilgili mevzuat kapsamında denetlenmektedir.
Sivil toplum kuruluşları ise afet yönetiminde son derece önemli bir işleve sahiptir. Ancak bu kuruluşların temel rolü, devletin yerine geçmek değil; kamu kurumlarıyla koordinasyon içinde çalışarak toplumsal dayanışmayı güçlendirmektir.
Devlet kurumları ile sivil toplum kuruluşlarını birbirinin alternatifi gibi göstermek yerine, her iki yapının da hukuk içinde, şeffaf biçimde ve birbirini tamamlayacak şekilde çalışması toplum yararınadır.
Vicdandan Hukuka Uzanan Köprü
Yardım etmek, insan olmanın en yüce vasıflarından biridir. Ancak yardımın gerçek anlamını bulabilmesi için vicdanın yanında aklın, şeffaflığın ve hukukun da rehberliğine ihtiyaç vardır.
Kişilere duyulan hayranlık gelip geçicidir; fakat güçlü kurumlar, sağlam denetim mekanizmaları ve hesap verebilir yönetim anlayışı toplumların uzun vadeli güvenini inşa eder.
Bu sebeple yardımlarımızı sosyal medya rüzgârlarına, popüler isimlere veya siyasî kutuplaşmanın oluşturduğu algılara göre değil; doğrulanabilir bilgiler, kurumsal güven, malî şeffaflık ve hukukun üstünlüğü ilkelerine göre yönlendirmeliyiz.
Çünkü bir yardımın gerçek değeri, ne kadar yüksek sesle toplandığında değil; ne kadarının zamanında, eksiksiz ve gerçekten ihtiyaç sahibine ulaştığında ortaya çıkar.
Vicdanla başlayan yardım yolculuğu, mutlaka hukukla, denetimle ve hesap verebilirlikle tamamlanmalıdır. Aksi hâlde kaybeden yalnızca iyi niyetli bağışçılar değil; enkaz altında umut bekleyen, bir çadıra, bir battaniyeye, bir lokma ekmeğe ve sıcak bir çorbaya muhtaç olan masum insanlar olacaktır.
Mithat GÜDÜ
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar