Labirent Tv Haber, Spor, Ekonomi, Yaşam | labirenttv.com
2026-06-13 23:59:33

Mezuniyet Törenlerindeki Tahribata Kim Dur Diyecek?

Mithat GÜDÜ

mgudu@labirenttv.com 13 Haziran 2026, 23:59

Mezuniyet Törenlerindeki Tahribata Kim Dur Diyecek?

Mezuniyet töreni adı altında sergilenen rezalet karşısında îmanımızın zeminini kaybediyoruz. Alkışlanan şey, aslında bir başarı değil; değerlerin, inancın ve ahlâkın sessiz çöküşüdür. Muvaffâkiyet sandığımız gösteriler, manevî iflasın maskesidir. Gerçek başarı, dünyanın kapıları açılırken cennetin kapılarını kapatmamaktır.

Gerçek Mezuniyet: Diplomayla Gelen İlim mi, Kaybedilen Ahlâk mı?

Her yıl eğitim döneminin nihayete ermesiyle birlikte, lise ve üniversitelerde hummalı bir mezuniyet töreni telaşı başlar. Gençlerimiz için hayatî bir dönüm noktası olan bu anlar; parıltılı ışıklar, şatafatlı sahneler, flaşlar, gözyaşları ve havaya fırlatılan keplerle taçlandırılır. Ancak bu göz alıcı coşku dalgası içinde, inanan bir yüreğin görmezden gelemeyeceği çok derin, kanayan bir yara saklıdır. Kimse durup şu can alıcı soruyu sormaz: "Bu genç, yıllarca okuyup eğitim gördü ama neticede edindiği bilgi onu Allah'ın emir ve yasaklarına yakınlaştırdı mı, yoksa uzaklaştırdı mı?"

Bugün durup kendimize, vicdanımıza ve bizi yoktan var eden Yaratıcımızın huzurunda nefsini hesaba çeken bir kul şuûruyla şu suâli sormak zorundayız: Bir genç, yıllarca dirsek çürüterek fânî bir kâğıt parçasından ibaret olan diplomayı alırken Allah’ın emirlerini birer birer terk etmeye başlıyorsa, bu gerçekten bir başarı mıdır?

Başarı Ezberlerimizi Bozmak Zorundayız

Modern dünyanın önümüze parlak ambalajlarla koyduğu ve "başarı" diye dayattığı kalıpları, inancımızın süzgecinden geçirmekle mükellefiz. Geliniz, vicdan aynasına hep birlikte bakalım:

• Bir genç okuyup diploma alırken İlâhî emirleri arkasına atıyorsa, bu onun için bir kazanım mıdır yoksa ebedî bir kayıp mı?

• Bir genç mezun olduğunda iffet ve hayâ duygusundan uzaklaşıyorsa, aldığı o diploma kime ve neye yarayacaktır?

• Bir anne-baba, ciğerparesine bir diploma verilirken Allah'ın razı olmadığı o sahnelere gururla seyirci kalıyorsa, bu hissettiği şey hakîki bir sevinç midir?

• Bir genç; tesettürü, edep ve hayâyı bir kenara bırakarak o kürsülere yürüyorsa, orada tam olarak neyin kutlaması yapılmaktadır?

Onlarca, yüzlerce kız ve erkeğin kameralar önünde edebi, hayâyı ve mahremiyeti çiğnediği o sahnelerde kep fırlatmaları başarı değildir. Bu, sadece bir takvimin bitmesidir; ama biten şeyin aslında ne olduğu sorusu hiç sorulmaz.

Bugün mezuniyet törenlerinde yaşanan manzaraların büyük çoğunluğu, eğitimin de insanlık onurunun da özüyle bağdaşmamaktadır. Müzik eşliğinde sergilenen ölçüsüz eğlenceler, mahremiyetin göz ardı edildiği kıyafetler ve edep sınırlarını zorlayan gösteriler acı bir gerçeği haykırmaktadır: Alkışlanan şey bir muvaffâkiyet değil, manevî bir iflastır.

Büyük mutasavvıf Yunus Emre’nin şu meşhur kelâmı, bugünkü çürümeye asırlar öncesinden ışık tutar:

"İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır."

Kendini bilmeyen, sınırlarını tanımayan ve yaratılış gayesinden uzaklaşan bir ilim, sahibinin omuzlarına yüklenmiş bir vebâlden başka bir şey değildir. Asıl başarı; diplomayı alırken dînini kaybetmemektir. Asıl başarı; dünyanın kapıları önünde sonuna kadar açılırken, cennetin kapılarının yüzüne kapanmamasıdır.

Evlatlarımıza Öğretmemiz Gereken Üç Esas

Bugün hem kendi nefsimize hem de âhir zamanın fırtınalarına göğüs germeye çalışan gençliğimize bıkıp usanmadan hatırlatmamız gereken üç sarsılmaz öncelik vardır:

• Evladım; diplomadan önce îman önemlidir. Çünkü îman yoksa, yeryüzünde elde ettiğin tüm unvanlar musalla taşında son bulur.

• Meslekten önce ahlâk önemlidir. Çünkü ahlâktan yoksun bir hekim, bir mühendis, bir hukukçu veya bir bürokrat, insanlığa hizmet değil ancak zarar üretir.

• Başarıdan önce Allah'ın rızası önemlidir. Çünkü Allah'ın razı olmadığı bir kulun, bütün bir dünya önünde ceket iliklese bile İlâhî mizan katında hiçbir hükmü yoktur.

Asla unutmayalım: Bir gün gelecek o yaldızlı diplomalar sararıp solacak, o çok heves edilen makamlar son bulacak, o gürültülü alkışlar elbette sönecek ve bugün ekranları süsleyen o cafcaflı fotoğraflar eskiyecektir. Ancak genç yaşta Allah rızası için yapılan o izzetli tercihler, rüzgâra karşı gösterilen o asil ve takvâlı duruş, değerini kıyamete kadar koruyacaktır.

Sorumlulara İlâhî Bir Uyarı: Nûr Sûresi 19. Âyet 

Bu satırlar, sadece sahnede kayıp giden gençliğe değil; o rezaletin seyircisi olmakla kalmayıp ona zemin hazırlayanlara, onu çağdaşlık adına teşvik edenlere ve buna müsaade edenlere bir çağrıdır.

Toplumun edep ve hayâ damarlarını çatlatan bu çirkin görüntüleri modernlik zannederek destekleyen öğretmenleri, bu yozlaşmaya kapı açan idarecileri ve evlatlarının göz göre göre manen erimesine göz yuman ebeveynleri açıkça tövbeye davet ediyorum. Eğer gücünüz, yetkiniz ve kelâmınız yettiği halde bu manevî erozyona dur demez, bu çirkinliklere sessiz kalarak ortak olursanız, İlâhî Kelâm’ın şu çetin tehdidi sizleri muhatap alır. Nûr Sûresi 19. âyet-i kerîmede Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

"Müminler arasında ahlâksızlığın yaygınlaşmasını isteyenlere dünyada ve âhirette can yakıcı bir ceza vardır..."

Bu âyet-i kerime; hayasızlığın ve iffetsizliğin yayılmasını normal görenlerin, buna alkış tutanların Allah Teâlâ’nın elîm bir azabı ile karşı karşıya kalacaklarını açıkça beyan etmektedir. Nitekim Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) de bir kötülük karşısında müminin takınması gereken asil tavrı ve mesuliyeti şu sarsıcı hadis-i şerîfiyle bizlere yüklemektedir:

"Sizden kim bir kötülük görürse, onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin ki, bu îmanın en zayıf derecesidir." (Müslim, Îmân 78)

İşte bu nebevî ikazın ışığında sormak gerekir: Bugün mezuniyet törenleri adı altında sergilenen bu manevî tahribata gerek elimizle müdahale etmekten, gerek dilimizle hakkı haykırmaktan, gerekse kalbimizle hakkıyla buğz edebilmekten uzak kalıyorsak, îmanın hangi safhasında durmaktayız? Unutmayalım ki, kötülüğe karşı duruşumuzu tamamen kaybettiğimizde, îmanımızın zeminini de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.

Hakîki Mezuniyetin Formülü

Sözün özü; kıymetli kardeşlerim, aziz anne-babalar ve geleceğimizin teminatı olan sevgili gençler!

Gerçek mezuniyet, bir okulun eğitim yıllarını tamamlayıp duvara fânî bir diploma asmaktan ibaret değildir. Gerçek diploma; dünyada elde ettiğin ve kabir kapısında bırakacağın belgelerden ziyade, hem dünyada hem de âhirette seni aziz kılacak, seni asla mahcup etmeyecek olan ahlâktır, takvâdır, îmandır. Hakîki mezuniyet; bir gün mühletimiz tükendiğinde ve mutlak surette kurulacak o en büyük mahkemede, Allah'ın huzuruna alnı ak, yüzü pak ve kalbi îmanlı bir şekilde çıkabilmektir.

Duâmız ve niyâzımız odur ki:
Allah gençlerimizi ilimle beraber ahlâkla, başarıyla beraber takvâyla, diplomayla beraber îmanla süslesin. Allahu Teâlâ evlatlarımızı bu kontrolsüz teknolojinin, nefsi körükleyen modernizmin ve âhir zamanın her türlü fitnesinden korusun, muhâfaza eylesin. Âmin.

Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.