SAADET VE ERBAKAN ÇEVRESİNE TARİHÎ HATIRLATMA
“ERDOĞAN ZİNAYI VE DOMUZ ETİNİ SERBEST BIRAKTI” İDDİASINA BELGELİ CEVAP
Siyasette eleştiri haktır.
Fakat eleştiri ile tarihî ve hukukî gerçekleri çarpıtmak aynı şey değildir.
Özellikle kendisini “Millî Görüş” geleneğinin temsilcisi olarak gören siyasetçilerin, dînî ve ahlâkî hassasiyetleri siyasî propaganda malzemesi yaparken belgeye ve hukuka daha fazla dikkat etmesi gerekir. Çünkü bugün söylenen sözler yarın arşivlerde karşımıza çıkar.
Şimdi belgeler konuşsun.
1. “ERDOĞAN ZİNAYI SUÇ OLMAKTAN ÇIKARDI!”
Bu iddia yıllardır Saadet çevresinde kullanılan bir siyasî argümandır.
Nitekim Saadet Partisi GİK üyesi olduğu dönemde Fatih Erbakan, 2011 yılında Erdoğan'a hitaben:
“Sayın Başbakan zinayı suç olmaktan siz çıkartmadınız mı?”
şeklinde konuşmuştur.
Fakat burada siyasî slogan değil, hukuk konuşmalıdır.
Gerçek nedir?
1926 tarihli Türk Ceza Kanunu'nda kadın ve erkek bakımından zina ayrı maddelerde düzenlenmişti.
Anayasa Mahkemesi, erkek zinasını düzenleyen 441. maddeyi iptal etti. Kadın zinasını düzenleyen 440. maddeyi de daha sonra iptal etti.
Yani zinanın suç olmaktan çıkması, Erdoğan hükümetinin çıkardığı bir kanunla gerçekleşmedi.
Anayasa Mahkemesi kararları sonucunda gerçekleşti.
Dolayısıyla Erdoğan'a,
“Zinayı sen suç olmaktan çıkardın.”
demek hukuk tarihini ters yüz etmektir.
2. PEKİ 2004'TE NE OLDU?
İşin asıl dikkat çekici tarafı burada başlıyor.
Çünkü zinanın suç olmaktan çıkarılması Erdoğan hükümeti döneminde gerçekleşmemiş olsa da, 2004 yılında AK Parti hükümeti döneminde zina yeniden ceza hukuku kapsamına alınmak istendi.
Yeni Türk Ceza Kanunu hazırlanırken zina meselesi yeniden gündeme getirildi. Hükümetin hazırladığı düzenleme çerçevesinde evlilik dışı cinsel ilişkinin yeniden suç sayılması tartışıldı.
Bu konu, 2004 yılında Türkiye'de ciddî bir siyasî ve toplumsal tartışmaya yol açtı. TBMM tutanakları da zina konusunda hükümet ile muhalefet arasında yoğun tartışmalar yaşandığını göstermektedir.
Dönemin AK Parti Grup Başkanvekili Faruk Çelik, 23 Eylül 2004 tarihli TBMM açıklamasında zina tartışmasına ilişkin soruları cevapladı.
Ancak kamuoyundaki ve siyasetteki yoğun tartışmaların ardından zina düzenlemesinden vazgeçildi ve zina yeni Türk Ceza Kanunu'nda suç olarak yer almadı.
Dolayısıyla burada birbirinden tamamen farklı iki tarihsel olayı birbirine karıştırmamak gerekir:
Birincisi: Zinanın suç olmaktan çıkması, Erdoğan veya AK Parti tarafından çıkarılan bir kanunla gerçekleşmedi; Anayasa Mahkemesinin 1990'lı yıllardaki iptal kararları sonucunda gerçekleşti.
İkincisi: Erdoğan'ın başbakan olduğu AK Parti hükümeti döneminde, 2004 yılında zina yeniden suç kapsamına alınmak istendi; ancak düzenleme yasalaşmadı.
Bu nedenle:
“Erdoğan zinayı suç olmaktan çıkardı.”
demek tarihsel ve hukukî gerçeklere aykırıdır.
Fakat:
“AK Parti hükümeti 2004 yılında zinayı yeniden suç hâline getirmeyi gündeme getirdi.”
demek tarihsel olarak doğrudur.
Siyasî tartışmada dürüstlük, yalnızca karşı tarafın yanlışını göstermek değil, kendi tarafımız açısından hoş olmayan gerçeği de olduğu gibi kabul etmektir.
Gerçekleri savunmanın en sağlam yolu ise sloganlar değil, kanunlar, Anayasa Mahkemesi kararları ve TBMM tutanaklarıdır.
Dolayısıyla siyasî tartışmada dürüst olunacaksa, iki tarafın da hoşuna gitmeyen gerçekler birlikte söylenmelidir.
3. “ERDOĞAN DOMUZ ETİNİ SERBEST BIRAKTI!”
Bu da yıllardır kullanılan başka bir siyasî slogan.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak 2013 yılında AK Parti'yi eleştirirken:
“Domuz eti kasaplık hayvan sınıfına alındı.”
iddiasını dile getirmiştir.
Daha önce de Saadet çevresinde benzer ifadeler kullanılmıştır.
Fakat burada da mevzuatın kendisine bakmak gerekir.
Domuz yetiştiriciliği AK Parti döneminde mi başladı?
Hayır.
TBMM'nin 2004 tarihli resmî tutanaklarında Türkiye'de 11 ilde 25 domuz çiftliği ve 6.364 domuz bulunduğu açıkça belirtilmektedir.
Üstelik bu işletmelerin izin ve denetimlerinin mevzuat çerçevesinde düzenlendiği de kayıtlara geçmiştir.
Daha da önemlisi, 2003 tarihli TBMM kayıtlarında domuz eti kullanılarak sucuk, salam, sosis, jambon, parça et ve bacon üretmek isteyen bir firmanın mevzuat kapsamında başvuru yaptığı görülmektedir.
Bu başvuruda domuz eti kullanılması hâlinde ürün etiketinde açıkça:
“DOMUZ ETİNDEN ÜRETİLMİŞTİR”
veya
“DOMUZ ETİ İHTİVA ETMEKTEDİR”
ibaresinin bulunması gerektiği belirtilmiştir.
Demek ki mesele:
“Erdoğan geldi ve domuz etini Türkiye'ye soktu.”
kadar basit değildir.
4. DAHA ÖNEMLİ SORU: “KASAPLIK HAYVAN” NE DEMEKTİR?
Burada siyasî propagandanın en büyük problemi ortaya çıkıyor.
Bir hayvanın mevzuatta “kasaplık hayvan” kapsamında düzenlenmesi, Müslümanların o eti yemek zorunda bırakılması veya domuz etinin helâl kabul edilmesi anlamına gelmez.
Bu, öncelikle veterinerlik, hayvan sağlığı, kesim, gıda güvenliği ve denetim mevzuatının konusudur.
Nitekim TBMM kayıtlarında domuz eti içeren ürünlerin açık biçimde etiketlenmesine ilişkin hükümler bulunduğu görülmektedir.
Dolayısıyla:
“Domuz haramdır."
demek başka,
“Devlet mevzuatında domuz yetiştiriciliği ve ürünlerinin düzenlenmesi”
başka bir meseledir.
İkisini birbirine karıştırmak hukukî gerçekliği değiştirmez.
5. PEKİ “DOMUZ ÇİFTLİKLERİNE TEŞVİK” İDDİASI?
Burada daha dikkatli olmak gerekiyor.
Mustafa Kamalak, AK Parti döneminde domuz çiftliklerine kredi teşvikleri verildiğini ileri sürmüştür.
Bu iddia ayrıca hangi yönetmelik, hangi karar, hangi teşvik programı ve hangi tarihte sorularıyla belgelenmelidir.
Bir siyasetçinin “teşvik verildi” demesi tek başına yeterli değildir.
Belgenin kendisi ortaya konulmalıdır.
Dolayısıyla siyasî cevap verirken bizim de aynı hataya düşmememiz gerekir:
Kanıtlayamadığımız bir şeyi “kesinlikle olmadı” diye savunmak da doğru değildir.
6. ASIL MESELE: NEDEN TARİHİN BİR KISMI ANLATILIYOR?
Burada Saadet çevresine sorulması gereken esas soru şudur:
Eğer amaç gerçekten hakikâti ortaya koymaksa, neden yalnızca AK Parti dönemindeki gelişmeler anlatılıyor?
Neden:
• Anayasa Mahkemesinin zina kararları,
• 1990'lı yıllardaki hukukî süreç,
• 2004'teki zina tartışmaları,
• AK Parti iktidarından önce Türkiye'deki domuz çiftlikleri,
• 2003-2004 yıllarında mevcut gıda mevzuatı aynı bütünlük içerisinde anlatılmıyor?
Çünkü tarih parçalanırsa propaganda kolaylaşır.
Bütün tarih anlatılırsa gerçek ortaya çıkar.
7. FATİH ERBAKAN'A ÖZEL SORU
Fatih Erbakan'ın 2011 yılında Saadet Partisi GİK üyesiyken Erdoğan'a yönelttiği:
“Zinayı suç olmaktan siz çıkartmadınız mı?”
sözünün bugün de arkasında olup olmadığını sormak hakkımızdır.
Eğer arkasındaysa:
• Hangi kanunu Erdoğan çıkardı?
Gösterin.
• Hangi TBMM oylamasında AK Parti zinayı suç olmaktan çıkardı?
Gösterin.
• Hangi kanun numarası?
Gösterin.
• Hangi Resmî Gazete?
Gösterin.
Eğer gösteremiyorsanız, siyasî sloganı hukukî gerçek gibi sunmaktan vazgeçin.
Çünkü ortada Erdoğan'ın çıkardığı bir “zinayı suç olmaktan çıkarma kanunu” yoktur.
8. SAADET PARTİSİ'NE DE AYNI SORU
“Erdoğan domuz etini serbest bıraktı” diyorsanız:
• Hangi kanunla?
• Hangi tarihte?
• Hangi maddeyle?
• O tarihten önce Türkiye'deki domuz çiftlikleri neden vardı?
• 2004 yılında TBMM kayıtlarında 25 domuz çiftliği nasıl bulunuyordu?
• 2003 yılında domuz eti kullanarak ürün üretmek isteyen firmalar hangi mevzuata göre başvuru yapıyordu?
Bu soruların cevabı verilmeden:
“Erdoğan domuz etini serbest bıraktı.” demek siyasi slogan olabilir; fakat tarihî ve hukukî bir açıklama değildir.
9. ELEŞTİRİN, AMA İFTİRA ETMEYİN
• Erdoğan'ı eleştirmek serbesttir.
• AK Parti'nin politikalarını eleştirmek serbesttir.
• Hatta Erdoğan'ın yanlış yaptığını düşündüğünüz her konuda en sert şekilde muhalefet etmek de demokratik hakkınızdır.
Fakat kendisini “ahlâk”, “din” ve “Millî Görüş” üzerinden konumlandıranların çok daha dikkatli olması gerekir.
Çünkü din adına konuşan insanın sözüne doğruluk yakışır.
Bir siyasî lideri eleştirmek için:
• Tarihi değiştirmeye,
• hukuku çarpıtmaya,
• mevzuatı eksik anlatmaya gerek yoktur.
Gerçek zaten yeterince güçlüdür.
Bu sebeple Saadet Partisi ve Erbakan çevresine açık çağrımızdır:
• “Erdoğan zinayı suç olmaktan çıkardı” diyorsanız, kanununu gösterin.
• “Erdoğan domuz etini serbest bıraktı” diyorsanız, hangi kanunla yaptığını gösterin.
• “Domuz çiftliklerine teşvik verdi” diyorsanız, yönetmeliğini, kararını ve teşvik belgesini gösterin.
Belge varsa konuşalım.
Belge yoksa sloganı gerçek diye pazarlamayalım.
Çünkü siyasette de, dinde de, ahlâkta da ölçü aynıdır: HAKİKÂT, ŞAHSA GÖRE DEĞİŞMEZ.
10. SİYASET ÜSTÜ BİR ÇAĞRI
Buraya kadar ortaya koyduğumuz gerçeklerden sonra artık bütün siyasî partilere, bütün milletvekillerine ve bütün siyasetçilere ortak bir çağrıda bulunmak gerekiyor:
Gelin, bu meseleleri birbirimize karşı siyasî silah olarak kullanmak yerine, milletimizin ahlâkî ve dînî hassasiyetlerini koruyacak ortak bir hukuk politikası üzerinde anlaşalım.
İslâm'ın açıkça haram kıldığı hususlar konusunda siyasî polemik yapmak yerine, bunların toplum üzerindeki etkilerini azaltacak tedbirleri birlikte düşünelim.
ZİNA KONUSUNDA
İslâm'ın zina konusundaki hükmü açıktır.
Kur'an, yalnızca “zina etmeyin” demekle yetinmemekte, “Zinaya yaklaşmayın” buyurmaktadır.
Diyanet İşleri Başkanlığı da bu hükmü açıklarken zinaya götüren yolların da haram olduğunu; gerçek hayatta, sanal ortamda, yazılı ve görsel medyada kişiyi zinaya sürükleyen söz, tutum ve davranışların bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir.
Öyleyse mesele sadece zina fiilinin ceza kanununda suç olup olmaması değildir.
Asıl mesele:
Zinayı teşvik eden, özendiren, normalleştiren ve aile kurumunu zayıflatan uygulamalara karşı devletin ve toplumun ne yapacağıdır.
Bu nedenle bütün siyasî partilere çağrımızdır:
Gelin, zinayı yeniden ceza hukuku bakımından düzenlemeyi samimiyetle tartışalım.
Ancak bunu yaparken yalnızca ceza koymayı değil;
aile kurumunu güçlendirmeyi,
gençlerin evlenmesini kolaylaştırmayı,
cinsel sömürüyü ve istismarı önlemeyi,
çocukları ve gençleri cinsel içeriklerin zararlarından korumayı,
zinayı ve aile dışı ilişkileri özendirici yayınlara karşı etkili hukukî ve idarî tedbirler geliştirmeyi,
dijital ortamda çocukların ve gençlerin korunmasını güçlendirmeyi
de birlikte ele alalım.
Çünkü ahlâkı sadece ceza kanunuyla inşa edemeyiz.
Fakat ahlâkî açıdan ağır sonuçları olan davranışları da “özgürlük” kavramının arkasına sığınarak bütünüyle hukukun dışına itemeyiz.
DOMUZ ETİ VE DOMUZ YETİŞTİRİCİLİĞİ KONUSUNDA
İslâm'ın domuz konusundaki hükmü tartışmaya açık değildir.
Kur'an'da domuz eti açıkça haram kılınmıştır. Diyanet'in güncel açıklamalarında da domuzun etinin haram olduğu, İslâm âlimlerinin ise domuzun bütünüyle necis ve haram olduğu konusunda hüküm verdiği belirtilmektedir. Ayrıca Diyanet, ticarî amaçla domuz yetiştirmenin ve satmanın da dînen caiz olmadığını açıkça ifade etmektedir.
Diyanet'in başka bir fetvasında ise domuz eti dahil İslâm'ın haram kıldığı bazı ürünlerin satışının da caiz olmadığı belirtilmektedir.
O hâlde burada da bütün siyasî partilere açık bir çağrımız vardır:
Türkiye'de domuz yetiştiriciliğinin, domuz eti üretiminin ve domuz eti satışının tamamen yasaklanmasını siyasî partiler ortak bir politika olarak değerlendirsin.
Bu konu siyasî kavga malzemesi yapılmasın.
Bir parti diğerini “domuz etini serbest bıraktı” diye suçlamak yerine;
“Biz bu konuda yasaklayıcı bir kanun teklif ediyoruz.”
desin.
Diğer parti de karşı çıkıyorsa neden karşı çıktığını millete açıkça anlatsın.
Böylece tartışma;
“Kim kimi suçladı?”
olmaktan çıkar,
“Kim ne teklif ediyor?”
noktasına gelir.
BÜTÜN SİYASÎ PARTİLERE AÇIK ÇAĞRIMIZDIR
AK Parti'ye...
CHP'ye...
MHP'ye...
Saadet Partisi'ne...
Yeniden Refah Partisi'ne...
İYİ Parti'ye...
Yeni Parti'ye
DEM Parti'ye...
ve TBMM'de temsil edilen veya edilmeyen bütün siyasî oluşumlara:
• Gelin, bu meseleleri birbirimize iftira atmak için kullanmayalım.
• Gelin, zinanın ve zinaya götüren yolların toplumsal zararlarını azaltacak kapsamlı bir hukuk ve sosyal politika hazırlayalım.
• Gelin, aileyi güçlendirecek ekonomik, sosyal ve kültürel tedbirleri birlikte geliştirelim.
• Gelin, domuz yetiştiriciliğinin ve domuz eti ticaretinin tamamen yasaklanmasını demokratik zeminde tartışalım.
• Gelin, milletin dînî ve ahlâkî hassasiyetlerini seçim meydanlarında istismar etmek yerine, TBMM'de somut kanun tekliflerine dönüştürelim.
Çünkü mesele Erdoğan meselesi değildir.
Mesele Kılıçdaroğlu meselesi değildir.
Mesele Özgür Özel, Fatih Erbakan, Devlet Bahçeli veya herhangi bir başka siyasî şahsiyet meselesi de değildir.
Mesele, bu ülkenin nasıl bir ahlâk ve aile düzenine sahip olacağı meselesidir.
Bugünden sonra siyasetçilere düşen görev çok basittir:
“Zinayı Erdoğan serbest bıraktı.”
demek yerine:
“Zinayı şu şekilde yeniden düzenleyen kanun teklifimiz budur.” demek.
“Erdoğan domuz etini serbest bıraktı.” demek yerine:
“Domuz yetiştiriciliğini ve domuz eti ticaretini yasaklayan kanun teklifimiz budur.” demek.
İşte o zaman millet de kimin gerçekten samimi olduğunu görür.
Çünkü siyasette en kolay şey suçlamaktır.
Asıl mesele çözüm üretmektir.
Dînimizin haram saydığı şeyleri siyasî polemik konusu yapıp birbirimizi suçlamak yerine, haramı normalleştirmeyen, aileyi koruyan, gençleri koruyan ve toplumun ahlâkî yapısını güçlendiren politikalar üretelim.
İslâm'ın açık hükümlerini bilen ve bunlara saygı duyan siyasetçilerden beklentimiz şudur:
• Sözünüzü kanun teklifine dönüştürün.
• Eleştirinizi projeye dönüştürün.
• İddianızı belgeye dönüştürün.
Ve eğer gerçekten zinanın ve domuz ürünlerinin toplumumuz açısından sakıncalı olduğuna inanıyorsanız:
ELBİRLİĞİYLE YASAL DÜZENLEME YAPALIM.
Çünkü millet artık birbirine atılan suçlamaları değil, hangi siyasî partinin ne yaptığına, ne teklif ettiğine ve hangi kanunun arkasında durduğuna bakmaktadır.
SİYASETİN ÖLÇÜSÜ SÖZ DEĞİL, İCRAATTIR.
İDDİANIN ÖLÇÜSÜ SLOGAN DEĞİL, BELGEDİR.
SAMİMİYETİN ÖLÇÜSÜ İSE SÖYLEM DEĞİL, YAPTIR.
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip / Gazeteci - Yazar