Labirent Tv Haber, Spor, Ekonomi, Yaşam | labirenttv.com
2026-04-14 23:57:13

Siyaset Sadece Yönetim Sanatı Değil, Bir Vebâl ve İmtihan Sahasıdır!

Mithat GÜDÜ

mgudu@labirenttv.com 14 Nisan 2026, 23:57

Siyaset Sadece Yönetim Sanatı Değil, Bir Vebâl ve İmtihan Sahasıdır!

​Makam Hırsından Arınmış, Rızâ-i İlâhîye Adanmış Bir Ömür: Devlet İdaresinde Ahlâk Davası!

​Milleti idare etmek, yalnızca bir makamı işgal etmek değil; ateşten bir gömlek giymek ve ağır bir emanetin altına girmektir. Bu mukaddes yük; sadece siyasî kabiliyet değil, aynı zamanda sarsılmaz bir inanç, yüksek bir ahlâk ve çelikten bir karakter gerektirir. Zira devlet idaresi; doğrudan insanın kaderine, milletin istikbâline ve vatanın namusuna temas eden muazzam bir sorumluluk sahasıdır. Siyasetin yalnızca bir yönetim sanatı değil, aynı zamanda bir vebâl ve yüksek bir ahlâk davası olduğu gerçeği, bugün her zamankinden daha derin bir şuurla idrak edilmelidir. İşte bu nedenle, milleti yöneten veya yönetmek isteyenlerin kimliği ve karakteri sadece teknik bilgiyle değil, mânevî bir şuur ve güçlü bir iradeyle şekillenmelidir.

​Milletin dizginlerini elinde tutan bir siyasetçinin her şeyden evvel îmanlı ve ihlâslı olması esastır. İnanç onun sarsılmaz pusulası, ihlâs ise niyetinin en büyük teminatı olmalıdır. O; gösterişin, şahsî çıkarın ve makam hırsının karanlık tuzaklarında değil; hak ve hakikatin aydınlık yolunda yürümeli, attığı her adımda yalnızca rızâ-i ilâhîyi gözetmelidir. Davası, hakkın ve adaletin yeryüzünde tecellî etmesi demek olan İ’lâ-yı Kelimetullah olmalı; ufku ise tarihin derinliklerinden süzülüp gelen o büyük mefkûreye, Kızılelma menziline kilitlenmelidir. Ancak bu kutlu yürüyüşte o, asla ırkçılığın dar ve dışlayıcı kalıplarına hapsolmaz; aksine milliyetçiliği, milletin âlî menfaatlerini titizlikle korumak ve mukaddes değerlerini baş tacı etmek olarak görür.

​İdareci, karakteriyle tam bir denge âbidesidir. O; mazluma ve din kardeşine karşı merhametin en müşfik yüzü; zalime ve düşmanına karşı ise adaletin en celâlli, "Elif" gibi dimdik duran vakarıdır. Cesaret ve irade, onun şahsiyetinin ayrılmaz birer parçasıdır. Devleti yönetirken ilmi ve devlet siyasetini en ince ayrıntısına kadar bilmeli; kendi medeniyetini ve kültürünü bir bütün olarak sahiplenmelidir. Bu sahipleniş yalnızca sözde kalmamalı; Kur’an-ı Kerim’in rehberliğini hayatına nakşetmeli, ahlâkını ve kararlarını ilahî ölçülerle şekillendirmelidir. Peygamberine ve O’nun davasına duyduğu aşk, sadece dilde değil; adalet ve merhametle yoğrulmuş bir yaşayışta vücut bulmalıdır. İşte o zaman bu şahsiyet; gerektiğinde cemaatine imam, milletine ise basiretli bir Ulül Emir olabilecek ahlâkî olgunluğa erişir.

​Onun nazarında vatanın namusu, kendi namusundan azizdir. Millete hizmeti doğrudan Hakk’a hizmet bilen bir şuurla hareket ederken; devletinin çıkarlarını her türlü mülâhazanın üstünde tutar. Ülkesini dünyada güçlü, itibarlı ve müreffeh kılmak için geceyi gündüze katarak çalışır. Lakin bu güçlü duruş, asla adaletten sapmayı meşru kılmaz. O, "Adalet mülkün temelidir" düsturunca, herkese karşı hakkaniyetli olmayı en kutsal görev sayar. Kendi insanını ve toprağını rûhuyla tanırken, aynı zamanda dünyadaki tüm gelişmeleri ferasetle takip eder. Dostunu ve düşmanını ayırt edebilecek bir basîret, tarihteki bozguncu yöntemleri ve şeytanî karakterleri sezip bertaraf edecek bir uyanıklığa sahiptir.

​Her şeyden önemlisi, omuzlarındaki yükün bir imtihan olduğunu bilerek; kul hakkını ve kamu hakkını bir an olsun aklından çıkarmaz. Bilir ki bir devletin asıl kudreti; ordusundan yahut hazinesinden önce, sarsılmaz adaletinden ve hak sahibine hakkını teslim etme kararlılığından gelir. Böyle bir liderin elinde devlet; sadece soğuk bir güç aygıtı değil; adaletin, merhametin ve medeniyetin yükseldiği bir kale hükmündedir.

​Netice itibarıyla; milletin sînesinden çıkıp ona rehberlik edecek kişi; îman, ahlâk, ilim ve cesaretle donanmış bir şahsiyet olmalıdır. Böylesine sağlam karakterli liderler çoğaldıkça devlet kökleşir, millet huzur bulur ve tarih yeniden büyük uyanışlara sahne olur. Çünkü gerçek liderler, sadece bugünü değil; bir milletin istikbâlini ve kaderini inşâ eden mimarlardır.

Not: Beğeni toplamak için değil, bir idrak oluşturmak ve hakikati haykırmak için yazıyoruz. Hidâyet ise Allah’tandır. Bu hakikate omuz vermek ve bir kişinin daha bilinçlenmesine vesîle olmak için paylaşabilirsiniz.

Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar 

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.