Labirent Tv Haber, Spor, Ekonomi, Yaşam | labirenttv.com
2026-05-09 19:24:14

Sünnet'e Açılan Savaş

Mithat GÜDÜ

mgudu@labirenttv.com 09 Mayıs 2026, 19:24

Kur'ancılık (Kurâniyyûn) Akımının İçyüzü

Sünnet'e Açılan Savaş: Kur'ancılık (Kurâniyyûn) Akımının Peygamberi ve Hadisleri Devre Dışı Bırakma Çabası

Emre Dorman'ın İddialarına Reddiye...

Emre Dorman'ın sosyal medya sayfasında "Aşağıdaki yazıyı lütfen dikkatlice okuyalım" başlığıyla paylaştığı metin, Türkiye'deki "Kur'ancılık" hareketinin (Kurâniyyûn) argümanlarını, özellikle de Ebû Hanîfe'yi araçsallaştırarak bu hareketin tutumunu meşrulaştırma girişimini temsil etmektedir. Dorman'ın metni aşağıda birkaç temel başlık altında ele alınmıştır.

Birinci Mesele
Ebû Hanife'nin Yanlış Temsil Edilmesi

Dorman'ın İddiası

Dorman, Ebû Hanîfe'nin belirli bir rivayeti reddetmesini delil göstererek onu Kur'ancılığın öncüsü gibi konumlandırmaktadır. Ona göre Ebû Hanîfe, "Kur'an'a aykırı veya Kur'an'a ilave getiren her rivayeti" reddetmiş; bu tavır da bugün "din adına Kur'an'ın tek kaynak olduğunu söyleyen kişilerin" tutumunun tarihsel dayanağını oluşturmaktadır.

Cevap

Ebû Hanîfe bir "Kur'ancı" değildi. O, İslâm hukukunun dört temel kaynağını şu sırayla kabul etmiştir: Kur'an, Sünnet, Sahâbe kavli, Kıyas. Fıkıh usûlü açısından Ebû Hanîfe'nin sünnet tasavvurunu yansıtan el-Fıkhu'l-Ekber ve el-Vasiyye gibi eserler bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Dorman'ın delil olarak gösterdiği el-Alim ve'l-Müteallim'e gelince: Bu eserin Ebû Hanîfe'ye aidiyeti İslâm âlimleri arasında tartışmalıdır. Üstelik Dorman'ın atladığı şu ifade, bizzat o metnin içindedir:

Dorman'ın Aktarmadığı İfade:

"Nebî'nin söylediği her şey başımızın gözümüzün üstündedir, onların hepsine iman ettik."
el-Alim ve'l-Müteallim (Ebû Hanîfe'ye nispet edilen metin)

Bu ifade, Kur'ancılıkla taban tabana zıttır. Dorman, aynı kaynaktan kendi tutumuna uyan cümleleri alıp çelişen cümleleri atlamaktadır. Ebû Hanîfe'nin söz konusu rivayeti reddetmesi ise sened (isnad zinciri) ve metin (içerik) kritiği çerçevesinde belirli bir rivayetin sıhhatsiz olduğunu söylemektir. Sünnet'i kaynak olarak reddetmek değil. Bu iki şey birbirinden köklü biçimde farklıdır.

İkinci Mesele
Zina Hadisi Meselesinde Çarpıtma

Dorman'ın İddiası

Dorman, Ebû Hanîfe'nin "zina eden müminin imanı sıyrılır" rivayetini reddetmesini şöyle yorumlamaktadır: Kur'an, zinayı işleyenden "iman" vasfını kaldırmamıştır; dolayısıyla bu rivayet Kur'an'a aykırıdır ve reddedilmesi zorunludur. Buradan şu sonuca varır: "Kur'an'a aykırı Nebî'den hadis nakleden herhangi birini reddetmek, Nebî'yi reddetmek değil, nakledeni reddetmektir."

Cevap

Dorman'ın referans verdiği rivayet, Buharî ve Müslim'de sahih olarak yer almaktadır. Âlimlerin büyük çoğunluğu bu rivayeti şöyle anlamıştır: Burada "imanın çıkması", imanın aslının değil kemâlinin (olgunluğunun) zedelenmesidir. Bu yorum dil açısından tamamen meşrudur; nitekim Arapçada "falan kişi bugün insan değil" denildiğinde bu, onun insanlıktan çıktığı değil, insanlığın gereklerini yerine getirmediği anlamına gelir.

Asıl sorun şudur: Dorman bu noktayı bir basamak olarak kullanmakta ve oradan çok daha geniş bir iddiaya sıçramaktadır. "Hadisler Kur'an'a ekleme yapamazlar, dolayısıyla reddedilirler" yargısı, tek bir rivayetin tartışmasından bütün hadis külliyatına yönelik bir redde varılmasıdır. Bu, ilmî dayanaktan yoksun bir genellemedir. Nitekim Hanefî mezhebinin temel fıkıh kaynakları binlerce hadisten oluşmaktadır.

Üçüncü Mesele
Temel Kelâmî ve Usûlî Yanılgı: Sünnet Nedir?

Dorman'ın İddiası

Dorman şunu ima etmektedir: "Rasul sadece Kur'an'a uymuş ve ona göre hüküm vermiştir. Peygamberimizin Kur'an'ın anlattığı dinin mantığıyla çelişen bir söz söylemesi mümkün değildir." Bu öncülden yola çıkarak Kur'an'da açıkça bulunmayan veya Kur'an'ın genel mantığına uymadığını düşündüğü her rivayetin peygambere ait olamayacağı sonucuna varmaktadır.

Cevap — Üç Açıdan

a) Kur'an'ın bizzat Sünnet'i bağlayıcı kaynak olarak göstermesi:

Dorman "Rasul'e itaat eden Allah'a itaat etmiştir" âyetini kabul etmektedir. Ancak arkasından şunu söylemektedir: "Rasul'ü yalnızca Kur'an aracılığıyla tanıyabiliriz." Bu, döngüsel ve tutarsız bir argümandır. Kur'an Rasul'e uymayı emrediyor; siz Rasul'ün yalnızca Kur'an'da olduğunu söylüyorsunuz. Öyleyse "Rasul'e itaat" Kur'an'a itaatten fazla hiçbir anlam taşımaz. Bu ise aşağıdaki âyetleri içi boş bırakmaktadır:

"Allah'a ve Rasul'e itaat edin" (Âl-i İmran, 32)

"Kim Rasul'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur" (Nisâ, 80)

"Rasul size ne verdiyse onu alın, sizi neden nehyettiyse ondan kaçının" (Haşr, 7)

"Rasul'ü kendinize örnek alın" (Ahzâb, 21)

b) Namaz meselesi:

Dorman, Kur'an'ın yeterli olduğunu savunmaktadır. Oysa Kur'an'da namaz onlarca yerde emredilmiş, ancak nasıl kılınacağı hiçbir yerde tarif edilmemiştir. Rekât sayısı, kıyam, rükû, secde... Bunların tamamı Sünnet aracılığıyla öğrenilmiştir. Kur'ancılar ya namaz kılmamakta ya da kendileri bir biçim icat etmektedirler. Her iki durum da Kur'an'ın emrini uygulayamamaktır.

c) Kur'an'ın kendisi hadis metodolojisiyle korunmuştur:

Dorman, Kur'an'ı bize ulaştıran zincire güvenmekte, aynı yapıdaki hadis isnad zincirine ise güvenmemektedir. Bu tutarsızdır. Kur'an'ı nakleden mekanizma ile hadisleri nakleden mekanizma, yapı itibarıyla aynıdır. Hadis metodolojisini bütünüyle reddeden biri, tutarlı olmak istiyorsa Kur'an'ın nakline dair mekanizmayı da sorgulamak durumundadır.

Dördüncü Mesele
İbnu'l Cevzî'nin Yanlış Yerine Konulması

Dorman'ın İddiası

Dorman, İbnu'l Cevzî'nin şu sözünü delil olarak sunar: "Aklen ve mantıken muhal olan bir şeyi sika (güvenilir) raviler bile rivayet etse yine de reddedilir." Ardından ekler: "O halde, akıl ve mantık ölçülerine uymayan veya dinin temel esaslarına aykırı bir hadis görürsen, bil ki, o uydurmadır." Dorman bunu, Kur'an'da yer almayan her rivayetin reddine zemin olarak kullanmaktadır.

Cevap

İbnu'l Cevzî (ö. 1201) büyük bir hadis âlimidir. Dorman'ın aktardığı söz, hadis ilminin kendi içindeki tenkid metodolojisine aittir. İbnu'l Cevzî bu ilkeyle hadis reddi için bir ölçüt koymaktadır; hadis kaynağını reddetmemektedir.

Nitekim İbnu'l Cevzî'nin el-Mevzuat adlı eseri, hadis ilminin en önemli mevzu (uydurma) hadis tespiti kaynaklarından biridir — hadis ilminin içinden bir çalışmadır, karşısından değil. Dorman, bir hadis âliminin rivayetleri tasnif etme ölçütünü, hadis kurumunu toptan reddetme gerekçesine dönüştürmektedir. Bu, referans verilen âlime açıkça haksızlıktır.

Beşinci Mesele
Buhârî–Ebû Hanîfe Geriliminin Çarpıtılması

Dorman'ın İddiası

Dorman, Buhârî'nin Ebû Hanîfe'yi "güvenilmezlik ve yalancılık ile suçlaması"nı ve Ahmet b. Hanbel'in Ebû Hanîfe ve takipçilerini "bidatçi ve sapık" ilan etmesini "geleneksel din algısının içler acısı hâli ve kendi içindeki tutarsızlığının" kanıtı olarak sunmaktadır. Buna göre Kur'ancıların bugün maruz kaldığı eleştiriler, tarihte Ebû Hanîfe'nin maruz kaldıklarının aynısıdır.

Cevap

Dorman burada iki ayrı şeyi özdeşleştirmektedir: hadis tenkidi ile hadisin kaynak olarak reddi. Buhârî ile Ebû Hanîfe arasındaki gerilim, ehl-i re'y (ictihad ağırlıklı Irak/Hanefî ekolü) ile ehl-i hadis (nakil ağırlıklı Hicaz/Şâfiî ve Hanbelî ekolü) arasındaki metodolojik bir farklılığın tezahürüdür.

Bu iki ekol arasındaki tartışma, İslâm ilim tarihinde meşru bir akademik müzakeredir. Buharî'nin sert ifadeleri ise o dönemin ilmî polemik geleneğinin bir parçasıdır. Peki bu gerilim ne göstermektedir? Her iki ekol da Sünnet'i kaynak kabul etmekte, yalnızca hadis kabulünün kriterlerinde ayrışmaktadır. Ebû Hanîfe'nin Kur'ancılığa yakın olduğunu değil, tam tersine her iki tarafın da hadis kurumunu benimsediğini ortaya koymaktadır.

Altıncı Mesele
Dorman'ın Metninin Metodolojik Sorunları

• Seçici Okuma
Ebû Hanîfe'nin bireysel hadis reddi örnekleri öne çıkarılmakta; "Nebî'nin söylediği her şey başımızın üstündedir" ifadesi aynı kaynaktan atlanmaktadır.

• Yanlış Genelleme
Tek bir rivayetin tartışmasından "tüm hadis külliyatı reddedilmelidir" gibi devasa bir sonuca sıçranmaktadır.

• Hatalı Analoji
İbnu'l Cevzî ve İbnu'l Kayyim gibi önde gelen hadis âlimlerinin içeriden tenkid ölçütleri, hadis kurumuna dışarıdan yöneltilen bir redde alet edilmektedir.

• Döngüsel Akıl Yürütme
"Peygamber Kur'an'a muhalefet etmez; dolayısıyla Kur'an dışı her haber reddedilir." Bu önermenin kendisi Kur'an'dan değil, önceden kabul edilmiş bir varsayımdan üretilmektedir.

Yedinci Mesele
Tefrika, Vebâl ve İlim Kisvesindeki Sorumluluk

Yukarıdaki meselelerde ortaya konulan yanlışlar, salt bir yorum farklılığı değildir. Emre Dorman gibi isimlerin ve onlara zemin hazırlayan sözde ilim adamı, akademisyen ile ilahiyatçıların bu ve benzeri söylemleri; peygamberi ve hadisleri fiilen devre dışı bırakma çabası olarak değerlendirilmelidir. Bu çabanın dinde tefrikaya, Müslümanlar arasında derin fikir ve inanç ayrılıklarına zemin hazırladığı açıktır. Meseleyi bu boyutuyla da ele almak bir zorunluluktur.

a) Kur'an, tefrikayı açıkça yasaklamaktadır:

"Hepiniz Allah'ın ipine sımsıkı sarılın; parçalanıp ayrılmayın." (Âl-i İmrân, 103)

"Dinlerini parça parça edip fırka fırka olanlarla senin hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır." (En'am, 159)

"Müşriklerden, dinlerini parçalayıp grup grup olanlardan olmayın. Her fırka kendi elindekiyle böbürlenmektedir." (Rûm, 31-32)

"Allah'ın indirdiği açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, onlara hem Allah lânet eder hem de bütün lânet edebilenler lânet eder." (Bakara, 159)

Son âyet özellikle dikkat çekicidir. Burada lânet, bilgisizlere değil; bildikleri hâlde gizleyenlere, yani ilim sahibi olduklarını iddia edenlere yöneliktir. Sünnet'i devre dışı bırakma söylemi, akademik unvanlar ve kitap kapakları arkasına saklanarak sunulduğunda bu âyetin kapsamına girip girmediği ciddi biçimde düşünülmelidir.

b) İslâm geleneğinde "âlim-i sû'" uyarısı:

İslâm âlimleri, ilmini halka zarar verecek biçimde kullanan kişiyi âlim-i sû' (kötü/zararlı âlim) kavramıyla tanımlamış ve bu kişiyi tarih boyunca en tehlikeli figürlerden biri olarak nitelendirmiştir. Zira sıradan bir insanın dini tahrif etme kapasitesi sınırlıdır; oysa ilim kisvesi taşıyan, akademik unvan ve yayın prestiji kullanan bir kişinin sapkın görüşü, kendine özgü bir ikna gücüyle topluma yayılmaktadır.

Hz. Peygamber (s.a.v.) bu tehlikeyi şöyle dile getirmiştir:

Hadis-i Şerif:
"Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, münafık ve bilgisiyle amel etmeyen âlimdir." (Ahmed b. Hanbel, Müsned)

Bilgisiyle amel etmeyen âlimden daha tehlikelisi, bilgisini toplumu yanıltmak için kullanan âlimdir. Peygamber'in Sünnet'ini tasfiye etmeye yönelik faaliyetler; akademik dil, sosyal medya platformları ve popüler yayıncılık kanallarıyla yürütüldüğünde etki alanı son derece geniş olmaktadır.

c) Bu söylemlerin fiilî zararları:

Kurâniyyûn hareketine hizmet eden kesimlerin ürettikleri içerikler, şu somut sonuçlara yol açmaktadır:

İbadet Boşluğu

Sünnet'in rehberliği reddedildiğinde namaz, oruç, zekât gibi farzların uygulanma biçimi belirsizleşmekte; her birey kendi yorumunu icat etmek durumunda kalmaktadır. Bu durum, tevhîdî bir ümmet yerine ibadet anlayışları birbirinden kopuk bireyler topluluğu ortaya çıkarmaktadır.

Nesiller Arası Kopuş

Hadis ve Sünnet'e dayalı İslâm eğitimi görmüş nesiller ile Kurâniyyûn söylemiyle yetişen nesiller arasında giderek derinleşen bir anlayış uçurumu oluşmaktadır. Bu kopuş, aile ve toplum düzeyinde ciddi çatışmalara zemin hazırlamaktadır.

Otorite Erozyonu

"Hadisler güvenilmez" söylemi, yüzyıllık ilmî birikimi geçersiz kılmakta; dini bilginin yerini herkesin Kur'an'dan kendi başına çıkardığı yorumlar almaktadır. Bu ise dini istismar etmek isteyenler için son derece elverişli bir ortam doğurmaktadır.

Sosyal Fitne

Peygamber'in otoritesini zayıflatan söylemler, Müslümanlar arasında "hangi İslâm?" tartışmasını körüklemekte ve toplumsal birliği zedelemektedir. İslâm düşmanlarının asırlardır ulaşmaya çalıştığı bu hedefe, iyi niyetle ya da başka saiklerle hizmet eden kesimler bulunmaktadır.

d) Vebâl meselesi:

İslâm'da ilim, sorumluluk doğurur. Bir kişi ne kadar geniş kitlelere ulaşıyorsa, söylediklerinin hesabı o ölçüde ağır olacaktır. Kur'an, "Bilmediğin şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumlu tutulacaktır" (İsrâ, 36) buyurmaktadır. Bildiği hâlde saptıranın vebâli ise katmerlidir.

Kurâniyyûn söylemini akademik saygınlık kisvesiyle üreten, kitap ve video platformlarıyla yayan kişiler; bu faaliyetlerin dinde tefrikaya, binlerce insanın inanç ve ibadet hayatının sarsılmasına yol açtığını görmek zorundadırlar. Niyet temiz olsa bile sonuç zararlıysa, bu zarar hesap defterine yazılmaktadır. İslâm âlimleri bu gerçeği her dönemde hatırlatmış; dini tahrife alet olan ilim sahiplerini, dinin en büyük iç tehlikesi olarak tanımlamıştır.

Bu satırları okuyan herkese, özellikle de bu akımın etkisinde kalanlara şunu hatırlatmak gerekir: 

Sünnet'e karşı çıkmak, sıradan bir görüş farklılığı değildir. Bu, Kur'an'ın bizzat emrettiği "Rasul'e itaat"i işlevsiz kılmak ve Hz. Peygamber'in yüzyıllardır kesintisiz aktarılan mirasını silmeye teşebbüs etmektir. Böyle bir teşebbüsün uhrevî boyuttaki ağırlığı, dünyevî boyuttaki entelektüel tartışmaların çok çok ötesindedir.

Emre Dorman'ın ilgili metni, Kur'ancılık (Kurâniyyûn) akımının Türkiye'deki biçimini yansıtmaktadır. Dorman, Ebû Hanîfe ve İbnu'l Cevzî gibi çok daha güçlü ve köklü ilmî figürleri araçsallaştırarak kendi tutumunu meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Oysa bu figürlerin hiçbiri Sünnet'i kaynak olarak reddetmemektedir. Ebû Hanîfe'nin belirli rivayetlere ihtiyatla yaklaşması, Kur'ancılığın tarihsel dayanağı olarak gösterilemez.

Hadis eleştirisi, meşru ve gerekli bir ilmî faaliyettir. Sahih, zayıf ve mevzu rivayetleri birbirinden ayırt etmek, İslâm âlimlerinin yüzyıllardır titizlikle sürdürdüğü bir çalışmadır. Ancak Dorman'ın yaptığı, bu meşru metodolojik eleştiriyi "Kur'an dışında bağlayıcı kaynak yoktur" şeklinde bir akîdeye dönüştürmektir. Bu ise hadis tenkidiyle değil, Kur'an'ın bizzat kendi nasslarıyla çelişmektedir.

Üstelik bu söylem boşlukta üretilmemektedir. Arkasında bir hareket, bir yayın ekosistemi ve akademik unvanlarla güçlendirilmiş bir çevre bulunmaktadır. Bu çevrenin dinde tefrika ve Müslümanlar arasında derin fikir ayrılıkları doğurduğu artık tartışmasız bir gerçektir.
Meseleyi salt bir yorum farklılığı olarak görmek, bu zararı görmezden gelmektir.

Hem dünya hem de âhiret hesabı açısından ilim ve unvan sahiplerine düşen; doğruyu söylemek, dalâleti açıkça isimlendirmek ve ümmetin birliğini korumak yolunda üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmektir.

Not: Beğeni toplamak için değil, bir idrak oluşturmak ve hakikâti haykırmak için yazıyoruz. Hidâyet ise Allah’tandır. Bu hakikâte omuz vermek ve bir kişinin daha bilinçlenmesine vesîle olmak için paylaşabilirsiniz.

Mithat Güdü 
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.