Labirent Tv Haber, Spor, Ekonomi, Yaşam | labirenttv.com
2026-05-11 22:35:01

CENNET VE CEHENNEM ŞU ANDA VAR MI?

Mithat GÜDÜ

mgudu@labirenttv.com 11 Mayıs 2026, 22:35

CENNET VE CEHENNEM ŞU ANDA VAR MI?

Bazı İlahiyatçıların "Henüz Yaratılmadı" İddiası Ne Kadar Gerçekçi?

Mû’tezile’den Günümüze Sarkan İddialara Ehl-i Sünnet Akâidi ve Kur’an Nassları Işığında Reddiye

Son dönemde bazı ilahiyatçılar tarafından dile getirilen bir iddia, İslâm akâid geleneğinin yerleşik kabullerinden birini hedef almaktadır: Cennet ve cehennemin henüz yaratılmadığı, bunların ancak kıyamet sonrasında vücuda getirileceği tezi. Bu iddia, kültürel alışkanlığa ya da körü körüne taklit geleneğine değil; bilakis asırlık ilim birikimini ve açık Kur'an nasslarını dayanak alan Ehl-i Sünnet'in toplu kanaatine muhalif olduğu için dikkate değer bir tenkit ve tahlil gerektirmektedir.

Ehl-i Sünnet vel-Cemaat'in iki büyük kelâm ekolü olan Eş'âriyye ve Mâtürîdiyye başta olmak üzere Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinin âlimleri, cennet ve cehennemin şu anda mevcut ve yaratılmış olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Bu, bir zan veya ihtimâl değil; akâid metinlerine açıkça geçirilmiş bir itikad hükmüdür.

Tahâvî Akîdesi

"Cennet ve cehennem hâl-i hazırda yaratılmıştır. Onlar hiçbir zaman fânî olmaz, son bulmaz. Allah cenneti ve cehennemi daha mahlûkatı yaratmadan önce yaratmış; onlar için ehil olan kimseleri de yaratmıştır."

Nesefî Akîdesi

"Cennet haktır, cehennem haktır; ikisi de şu anda mevcuttur. Cennet, Allah'a itaat edenlerin mükâfatıdır; cehennem, kâfirlerin azap yeridir."

Bu görüşün tarihsel muhâlifi, Mû'tezile ekolünün bir kısmıdır. Mû'tezile, Allah'ın henüz gerçekleşmemiş bir şey için ödül ya da ceza hazırlamasının ilâhî hikmetle bağdaşmayacağı endişesiyle bu tutumu benimsemiştir. Cennet ve cehennemin yaratılmamış olduğuna dair iddiaların Mû'tezilî düşünce çizgisiyle örtüştüğünü tespit etmek, meselenin fikrî arka planını anlamak açısından önem taşımaktadır.

Dilbilimsel Argümanın Tahlili

A) "U'iddet" Kalıbı ve Mâzi-i Tahkîkî Meselesi

Söz konusu iddianın dayanağı, Kur'an-ı Kerim'deki dilbilimsel bir uslûba yapılan atıftır.

İki temel âyet

1. Âl-i İmrân 131 - Cehennem için:

"Kâfirler için hazırlanmış olan ateşten sakının."

2. Âl-i İmrân 133 - Cennet için:

"Genişliği gökler ve yer kadar olan, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış cennete koşun."

Her iki âyette de geçen "u'iddet" kalıbı mâzi (geçmiş zaman) kipiyledir. İddia sahipleri bunu "gelecekte hazırlanacak" şeklinde yorumlarken, cumhur bu kalıbı gerçek anlamıyla, yani "hâl-i hazırda hazırlanmış bulunmaktadır" şeklinde anlamışlardır.

Kur'an'da cennet ve cehennemle ilgili pek çok yerde geçen "u'iddet" (hazırlandı), "e'adde" (hazırladı), "a'tednâ" (hazırladık) gibi mâzi (geçmiş zaman) kalıpların, aslında geleceğe işaret ettiği öne sürülmektedir. Bunun için Arap dilindeki "mâdi li-tahkîki'l-müstakbel" (geleceğin kesinliğini vurgulamak için kullanılan geçmiş zaman kipi) kaidesine başvurulmaktadır.

Bu dilbilim kaidesinin kendisi doğrudur ve Kur'an-ı Kerim'de gerçekten kullanılmaktadır. Nitekim Sur'a üflenmesi, insanların mahşere sevk edilmesi gibi henüz gerçekleşmemiş kıyamet sahnelerinin mâzi kipiyle aktarılması bunun örneğidir. Mesele, bu kuralın hangi âyetlere uygulanacağı ve bunu belirleyen bağlamsal ölçüttür.
Klasik müfessirler bu kuralı "u'iddet li'l-muttakîn" gibi ifadelere uygulamayı zorunlu görmemiş; bilakis söz konusu kalıpları gerçek geçmiş zaman anlamıyla, yani "hazırlanmış bulunmaktadır" şeklinde tefsir etmiştir. Bunun sebebi şudur: İddia sahiplerinin verdiği örneklerde (kâfirlerin cehenneme sevk edilmesi, Sur'a üflenmesi) hem metnin bağlamı hem de fiziksel gerçeklik, fiilen yaşanmamış bir sahneye işaret etmektedir. "U'iddet li'l-muttakîn" ifadesinde ise böyle bir bağlamsal zorunluluk yoktur; tersine, aşağıda görüleceği üzere berzah gerçekliği bu kalıbın gerçek anlamda kullanıldığını teyit etmektedir.

Öte yandan bu argümanın kendi içinde tutarsız bir sonuç doğurduğu görülmektedir. Eğer Kur'an'daki her mâzi kalıbı "geleceğe işaret eden kesinlik" olarak okunacaksa, geçmiş peygamberlere ait kıssaların, Hz. Âdem'in yaratılışının ve Kur'an'da açıkça geçmişe atfedilen pek çok hadisenin de bu yeniden yoruma tâbi kılınması gerekecektir. Bu, yorumsal bir çıkmazdır.

B) Kasas Sûresi 83. Âyetin Doğru Anlaşılması

"İşte âhiret yurdu. Onu yeryüzünde haksız üstünlük kurmak ve bozgunculuk çıkarmak istemeyenler için hazırlamış bulunuyoruz. İyi son, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır." (Kasas, 83)

Bu âyetteki "nec'alühâ" (muzârî/geniş zaman) kalıbı, cennet ve cehennemin hâlâ inşâ edilmekte olduğunun delili olarak sunulmaktadır. Oysa klasik Arap dilbilimi ve tefsir geleneğinde bu fiilin ifade ettiği anlam inşâ veya yaratma süreci değil, tahsis ve takdirdir: "Onu şu vasıftaki kullarımız için belirliyor/ayırıyoruz."

Taberî, Fahreddin er-Râzî, Kurtubî ve İbn Kesîr'in bu âyete dair tefsirleri incelendiğinde, müfessirlerin "nec'alü" fiilini "nahtassuhâ" (tahsis ediyoruz) veya "nuheyyi'uhâ" (onlar için uygun hale getiriyoruz) şeklinde açıkladığı görülür. Âyetin devamında gelen "Ve'l-âkibetü li'l-muttakîn" (güzel sonuç takvâ sahiplerinindir) ifadesi de konunun kimin cennete layık olacağı meselesi etrafında döndüğünü açıkça ortaya koymaktadır.

Kur'an-ı Kerim'den Doğrudan Deliller

Berzah ve Mevcûdiyet: Mü'min 46. Âyet

"Sabah akşam ateşe arz edilirler. Kıyametin kopacağı gün ise: 'Firavun âilesini azabın en şiddetlisine sokun!' denilir." (Mü'min, 46)

Bu âyet, Kur'an'ın cennet ve cehennemin hâl-i hazırda mevcut olduğuna dair en güçlü delillerinden biridir. Âyette iki zaman dilimi açıkça birbirinden ayrılmaktadır: Biri kıyamet öncesi, yani berzah dönemi (Firavun kavminin sabah ve akşam ateşe arz edildiği süre); diğeri ise kıyamet günü, yani "azabın en şiddetlisine" sokulacakları an. Eğer cehennem henüz yaratılmamış olsaydı, berzah döneminde gerçekleştirilen bu arz hangi ateşe yapılmaktadır?

Şehidlerin Diri Oluşu: Âl-i İmrân 169. Âyet

"Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma. Hayır, onlar Rableri katında diridirler; rızıklanmaktadırlar." (Âl-i İmrân, 169)

Bu âyet, şehidlerin kıyamet öncesinde, şu anda, Rableri katında rızıklandığını haber vermektedir. Bu rızık nerede verilmektedir?

Hadis-i şeriflerde şehidlerin cennetteki nimetlerden istifade ettiği bildirilmektedir. Cennet yaratılmamış olsaydı bu mümkün olmazdı.

Kur'an'ın Genel Berzah Öğretisiyle Uyum

Kur'an-ı Kerim, ölüm ile kıyamet arasındaki berzah dönemini, salt bir uyku veya yokluk hâli olarak değil; ruhların fiilen bir nimetle ya da bir azapla muhatap olduğu bir süreç olarak takdim etmektedir. Âl-i İmrân 169-170, Yâsin 26-27, Mü'min 46 ve İbrahim 27 bu hakikâti birbirini tamamlayan biçimlerde ortaya koymaktadır. 

Berzah nimetinin ya da azabının gerçek anlamda yaşanması için, o nimetin ve azabın mekânının fiilen var olması gerekmektedir.

Sünnet-i Nebeviyye'den Deliller

İddia sahiplerinin bir bölümü hadisleri değerlendirirken Kur'an'a uygunluk ölçütünü doğru bir kıstas olarak benimsemektedir. Ancak bu ölçütü tutarlı biçimde uyguladığımızda, cennet ve cehennemin mevcûdiyetine dair sahih hadislerin Kur'an'ın berzah öğretimine aykırı değil, bilakis uygun olduğu görülmektedir.

“Sizden biri öldüğünde, kendisine sabah akşam kalacağı yer gösterilir. Eğer cennet ehlinden ise cennetteki yeri, cehennem ehlinden ise cehennemdeki yeri gösterilir. Ve ona: ‘İşte kıyamet günü Allah seni diriltinceye kadar senin yerin burasıdır’ denilir." (Buhârî ve Müslim)

Bu hadis, ölen bir kimsenin rûhuna berzah döneminde gösterilecek olan mekânın, hâl-i hazırda belirlenmiş ve mevcut olduğuna işaret etmektedir. Henüz yaratılmamış bir yerin kişiye "gösterilmesi" mümkün değildir.

Mîraç Rivayetlerinin Yorumlanması

Bazı ilahiyatçılar Mîraç'ta Hz. Peygamber'e cennet ve cehennemin gösterildiğine dair rivayetlere şu itirazı yöneltmektedir: 

Eğer cennetlikler ve cehennemlikler çoktan belirlenmiş ve yerlerine ulaşmışlarsa, dünyadaki insan hayatı bir aldatmacaya dönüşür.

Bu itiraz, birbirinden farklı iki rivayeti ve iki gerçekliği birbirine karıştırmaktadır:

Birinci tür rivayetler, Hz. Peygamber'in cennet ve cehennemi birer mekân olarak gördüğünü bildirmektedir. Bu, onların yaratılmış olduğuna delâlet eder; ancak orada hâlâ ikâmet eden sakinlerin bulunduğunu gerektirmez.

İkinci tür rivayetler ise Miraç'ta bazı kişilerin çeşitli hâllerde görüldüğünü aktarmaktadır. Bu rivayetler, genel olarak o kişilerin ebediyen yerleştiğini değil; belirli vasıfların karşılığının temsîli olarak sunulduğunu ifade eder. Nitekim Kur'an-ı Kerim de bazı anlatımlarında bir örneği göstererek o örneğe ait genel hakikâti öğretmektedir.

Hz. Peygamber'e Mîraç'ta gösterilenin, kişiye özel bir ebedî mahkûmiyet listesi değil; vasıflarla bağlantılı sonuçların temsîli olduğu kanaati, Kur'an'ın genel irşad metoduyla da örtüşmektedir. Zira Kur'an, "şöyle davrananlar şöyle bir akıbetle karşılaşacaktır" şeklinde vasıflarla konuşur; isim listeleri vermez.

İddiaların Özet Değerlendirmesi

Cennet ve cehennemin hâl-i hazırda yaratılmış olduğu meselesi, İslâm'ın temel akâid metinlerinde yüzyıllar boyunca istikrarlı biçimde yerini korumuş bir hakikâttir. Bu meseledeki Ehl-i Sünnet tutumunun dayanağı kör bir gelenek değil; Mü'min 46, Âl-i İmrân 169-170 gibi Kur'an nassları, sahih hadis rivayetleri ve berzah gerçekliğine ilişkin kapsamlı bir ilmî okumadır.

Kur'an'ın dilbilimsel inceliklerine yapılan vurgu, ümmetin bu ilimdeki birikimini görmezden geldiğinde metodolojik tutarsızlığa; nassların bağlamsal bütünlüğü gözetilmeden okunduğunda ise akâid sapmalarına zemin hazırlamaktadır. İlim, hem dilbilimsel hassasiyeti hem rivayet usûlünü hem de akâid geleneğinin birikimini bir arada gözetmeyi gerektirmektedir.

Mithat Güdü 
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.