Labirent Tv Haber, Spor, Ekonomi, Yaşam | labirenttv.com
2026-06-25 21:03:14

Dînî Hakikâtlere Tahammülsüzlük ve İslâm Düşmanlığı

Mithat GÜDÜ

mgudu@labirenttv.com 25 Haziran 2026, 21:03

Dînî Hakikâtlere Tahammülsüzlük ve İslâm Düşmanlığı

Bu Toprakların Rûhuna Yabancılaşmış Köksüz Zihniyet

​Bugün ülkemizde, kendisini çağdaşlığın yegâne temsilcisi ilan eden bazı kesimlerin, toplumsal hayatın her alanında sergiledikleri hazımsızlık ve doğrudan İslâm’ın ritüellerini hedef alan saldırganlıkları basına ve kamuoyuna sıkça yansımaktadır. Bu durum basit bir fikir ayrılığı değil, kökleşmiş bir inanç düşmanlığının tezahürüdür.

​Küstahça Müdahaleler ve Sokak Sözcülüğü

​Sokakta, otobüste ya da bir parkta, sırf inancının gereği olarak tesettüre bürünmüş bir kadına, bir başka kadının parmak sallayarak hakaret ettiğine şahit oluyoruz. Sadece bu da değil; kendinde toplumu dizayn etme hakkı gören küstah bir akıl, başörtülü bir kadına "Bu sıcakta böyle nasıl giyiniyorsunuz? Denize de mi böyle giriyorsunuz? Hangi tarikattansınız?" gibi haddini aşan, mahremiyete ve inanç özgürlüğüne tecavüz eden sorular sorabilmektedir.

​Allah’ın kelâmını göğüslerine nakşeden hafız yavrularımızın icâzet törenlerini dillerine dolayan, bu mukaddes merasimlere karşı adeta birer barikat kurmaya çalışan yapıları hayretle izliyoruz. Milletin huzur ve güvenliğini sağlamakla görevli bir polisimizin ya da jandarma personelimizin mesai arasında, görev yerinde namaz kılma görüntülerinin basına sızmasıyla birlikte feryat figan koparan, devletin aslî unsurunu kendi dîninden koparmaya çalışan habis bir refleks mevcuttur.

​"Afganistan" Nakaratı, Kimlik Faşizmi ve İslâm Düşmanlığı

​Örtülü bir hanımefendiye "öcü", "yobaz" ya da "gerici" damgası vurmaktan utanmayan bir zihniyet, "Gidin Afganistan’da yaşayın, burası Atatürk’ün ülkesidir" diyerek bu toprakların kadîm İslâmî kimliğini reddetmektedir. Bilmezler ki bu toprakları vatan kılan, İstiklâl Harbi’ni başlatan ve nihayete erdiren ruh; o hakaret ettikleri başörtülü anaların duâları, cepheye mermi taşıyan seccâdeli elleridir.
Ezandan, namazdan, örtünmekten ve Kur’an-ı Kerîm’den rahatsız olan bu kitle, bu toprakların rûhuna yabancılaşmış köksüz bir zümredir.

​İnanç Dünyamızın Sınır Hattı ve Hakikât 

​Bu aziz dinden, onun şiarlarından ve müntesiplerinden sürekli birilerinin rahatsız olması, bunlara katlanamaması aslında bizler için şaşırtıcı değildir. Aksine, Müslümanlara ve İslâm’ın kutsallarına yapılan bu hadsizlikleri, bu şuursuzca saldırıları gördüğümüzde, her defasında "Elhamdülillah, doğru yoldayız" diyerek îmanımızı tazeliyoruz.

​Hakk ile bâtılın savaşı Hz. Adem’den beri sürmektedir ve kıyamete kadar da sürecektir. Ne cennet ne de cehennem boşuna yaratılmamıştır. Bugün Allah’ın nizamından, şeriatinden ve emirlerinden rahatsızlık duyarak hayatını Müslümanlara düşmanlığa adayanlar; yarın mahşer günü kurulacak o büyük mîzanda kaçınılmaz âkıbetle yüzleştiklerinde, derin bir pişmanlık içinde Allah’tan merhamet dileyeceklerdir. Ancak o gün, bu dünyada kibirle sırt döndükleri hakikât yüzlerine çarpılacaktır.

​Unutulmamalıdır ki, dinden ve dînin şiarlarından rahatsız olanların sahici manada bir dîni olamaz! Bu kimseler menfaatleri icabı veya toplumsal baskı sebebiyle "Velev ki biz de Müslümanız, bizim de dedemiz hacıydı, ninemiz kapalıydı" deseler bile, bu beyan mukaddesât karşısındaki eylemleriyle hükümsüz kalır.

​Çünkü İslâmiyet, adeta kalpte yanan ve tüm azaları ısıtan mukaddes bir aşk ateşi gibidir. Kalbinde o ilâhî ateşi yakanlar, o ateşin dumanından; yani dînin kamusal alandaki tezahürlerinden, ezanından, örtüsünden ve namazından asla rahatsız olmazlar; bilakis ondan huzur devşirirler. Dumandan rahatsız olanlar, içlerinde o ateşten hiçbir eser kalmamış, kalpleri ideolojik dogmalarla kararmış olanlardır.

​Müslümanlara karşı "Burası laik bir ülke, dîni kuralları toplumsal alana karıştırmayın" diyerek despotça parmak sallayanlar, aslında İslâm’ın dönüştürücü, adalet dağıtıcı, sömürüyü ve kibirlileri alaşağı eden gücünden korkanlardır. Din, bir toplumun vicdanı ve rûhudur; siyaset ve yönetim ise o rûhun bedendeki pratik tezahürlerinden biridir. Kendi seküler dayatmalarını mutlak doğru gibi sunup, Müslümanların inançlarını sadece sandıkta birer oy potansiyeli olarak hatırlayan bu samimiyetsiz zihniyet, tarihin, vicdanın ve aklın önünde çoktan mahkum olmuştur. İslâm, hayatın her alanında olduğu gibi, adaletin ve ahlâkın tesisi için idarî ve toplumsal alanda da kıyamete kadar insanlığın en büyük rehberi olmaya devam edecektir.

​Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.