Labirent Tv Haber, Spor, Ekonomi, Yaşam | labirenttv.com
2026-06-29 01:50:22

SEÇİMLİK DİNDARLIK RASYONEL DEĞİLDİR!

Mithat GÜDÜ

mgudu@labirenttv.com 29 Haziran 2026, 01:50

SEÇİMLİK DİNDARLIK RASYONEL DEĞİLDİR!
İnanç Değerlerini Kamudan Silmek İsteyenler, Seçim Zamanı Maske Takmayı Bırakmalıdır!

​Kamusal Hafıza, Siyasî Samimiyet ve Din Karşıtlığının Sosyolojisi Üzerine...

​Türkiye’de siyaset, toplum ve din ilişkisi ne zaman sağlıklı bir zeminde tartışılmaya çalışılsa, "laiklik" ve "dînin siyasete alet edilmemesi" söylemleri sıklıkla birer kalkan olarak öne sürülmektedir. Ancak bu kavramlar, ne yazık ki ülkemizdeki belirli bir zihniyet tarafından Müslümanların inanç dünyasını kamusal alandan tamamen silmek, mânevî değerleri baskılamak ve dindar kitleleri sosyal hayatın dışına itmek için işlevsel birer araca dönüştürülmektedir. Bu seküler zihniyetin kendi içinde barındırdığı derin tezatlar, ilmî, tarihî ve mantıksal bir süzgeçten geçirildiğinde çökmeye mahkumdur.

​"Din, siyasetin ve kamusal alanın tamamen dışında kalmalıdır" iddiasını amansızca savunanların, seçim dönemleri yaklaştığında takındıkları tavır tam bir mantık fiyaskosudur.

Sıradan zamanlarda İslâmî değerleri, Kur’an-ı Kerîm’in hükümlerini, dînî etkinlikleri ve dindar insanların taleplerini yok sayan, hatta bunları "gericilik" olarak nitelendirip kamusal alanda görmeye tahammül edemeyen bir anlayışın; sandık ufukta görününce tavrını ve söylemini değiştirmesi rasyonel olarak açıklanamaz. Seçim dönemlerinde cami avlularında, dînî etkinliklerde boy göstermek, dindar seçmenin oyunu alabilmek için geçici bir dindarlık dili benimsemek, taktiksel bir manevradan başka bir şey değildir.

Dînin emir, yasak ve ahlâkî ilkelerini yönetimde veya söylemde referans almayı bütünüyle reddeden bir siyasetçinin, hayatının merkezine o dîni koymuş bir müminden oy istemesi açık bir samimiyetsizlik ve siyasî pragmatizmdir. İnanç değerlerinin kamusal alanda hiçbir karşılığı olmaması gerektiğini savunan bir zihniyet, toplumun mânevî değerlerinin gölgesinde siyaset yapmaktan vazgeçmelidir. Eğer kendi seküler dünyasını mutlak doğru kabul ediyorsa, siyasetini de dönemsel maskelere ihtiyaç duymadan, o dünya görüşünün ilkeleriyle şeffaf bir şekilde yürütmelidir.

​İslâm’ın siyaset dışı, sadece vicdanlara hapsedilmiş, toplumsal ve kamusal hayata karışmayan (hayattan tecrit edilmiş) bir din olduğu iddiası, İslâm tarihinin ve teolojisinin temel ilkeleriyle tamamen çelişir.

Eğer İslâm sadece bireysel ibadetlerden cenazelere ve mâbet içine sıkıştırılmış ritüellerden ibaret olsaydı, Hz. Muhammed (s.a.v.) Medîne’ye hicret ettikten sonra bir devlet yapısı inşâ etmez ve bu devletin başkanlığını bizzat yürütmezdi.

Allah Resûlü (s.a.v.), dönemin Mekke müşriklerinin ve Ebû Cehil’in beşerî, adaletsiz, zayıfı ezen ve zulüm üzerine kurulu düzenine entegre olmayı reddetmiştir. Eğer din siyaset, hukuk ve yönetim dışı olsaydı, Efendimiz mevcut statükoya razı olur, onca çileyi, boykot yıllarını, hicreti ve savaşları göze almazdı. İslâm; hukuku, adaleti, iktisadı, ahlâkı ve toplumsal düzeniyle bir bütündür. Dolayısıyla dîni siyasetten ve devletten tamamen tecrit etmek, İslâm’ın evrensel, kuşatıcı ve hayatın merkezinde yer alan yapısını inkar etmektir.

​"Din başka, devlet ve siyaset başka" tezi, İslâm dünyasının sekülerleştirilmesi, medeniyet iddialarından vazgeçirilmesi ve parçalanması için üretilmiş en büyük küresel yanılsamalardan biridir. Bu tezin İslâm coğrafyasındaki en somut ve yıkıcı sonucu, Hilâfet makamının ortadan kaldırılması olmuştur.

Hilâfet, tıpkı bir tespihin tanelerini bir arada tutan imâme gibidir. Peygamber Efendimizden sonra ümmetin birliğini sağlayan, Müslümanların hem dînî serbestiyetlerini hem de dünyevî maslahatlarını gözeten en üst siyasî ve mânevî otorite olmuştur.

Osmanlı’nın yıkılışı ve Hilâfetin ilgâ edilmesinden sonra İslâm dünyasının içine düştüğü durum ortadadır. Bugün ümmet coğrafyasında yaşanan dağınıklık, maruz kalınan zulümler, işgaller ve dökülen gözyaşları; tespih taneleri gibi dağılan Müslümanları ortak bir adalet ve dayanışma ekseninde bir arada tutacak o merkezî iradenin ve siyasî koruyuculuğun yokluğunun doğrudan bir sonucudur.

​Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.