4 Ekim 2026 Konya 11° Parçalı Bulutlu
Dolar 49,1791Euro 55,4009Gram Altın 6.542,72
Son Dakika

YOLSUZLUĞU SORGULA, İNANCI YARGILAMA!

\"\"

YOLSUZLUĞU SORGULA, İNANCI YARGILAMA!
Bir Müslümanın suçu, İslâm\'ın suçu değildir.

Yanlış yapan kim olursa olsun hesabını vermelidir. Ancak bir veya birkaç kişinin hatasını başörtülülere, dindarlara ve İslâm\'a mâl etmek de başlı başına bir haksızlıktır.

Adalet, kişiye göre değişmediği gibi inanç ve kimlik üzerinden de dağıtılamaz.

Geçmişte olduğu gibi bugün de bazı çevrelerin, yolsuzluk soruşturmalarını bahane ederek İslâm\'ı, Müslümanları ve başörtülü kadınları topyekûn hedef alan bir dil geliştirdiğine şahit oluyoruz.

Ortada konuşulması gereken bir suç, araştırılması gereken bir iddia ve hesabı sorulması gereken bir kamu hakkı varken, tartışma çoğu zaman asıl mecrasından çıkarılıyor. 

Bireysel sorumlulukla toplumsal kimlik, suçla inanç, yanlışla din birbirine karıştırılıyor.

Oysa bir insanın işlediği suçun sorumlusu, mensubu olduğu din değil, bizzat kendisidir.

Bir Müslümanın yolsuzluk yapması İslâm\'ın değil, o Müslümanın ahlâkî zaafının ve varsa hukuka aykırı fiilinin konusudur.

Bir başörtülü kadının suç işlemesi, başörtülü bütün kadınları zan altında bırakmaz.

Bir din görevlisinin yanlış yapması bütün din görevlilerini, bir siyasetçinin yolsuzluğa karışması da onun temsil ettiğini söylediği bütün toplumsal kesimleri suçlu hâle getirmez.

Suçun şahsiliği, adaletin temelidir. Kimse bir başkasının günahını, suçunu veya utancını taşımaz.

Elbette Müslüman olduğunu söyleyen bir insanın yaptığı yanlış, inandığını söylediği değerlerle davranışları arasındaki çelişki bakımından ayrıca sorgulanabilir.
Hatta bu çelişki, dînî ve ahlâkî açıdan daha ağır bir sorumluluk doğurabilir. Çünkü Müslümanlık yalnızca bir kimlik, bir görünüş veya bir aidiyet beyanı değildir; aynı zamanda ahlâk, dürüstlük, emanet, kul hakkı ve hesap verme bilincidir.

Ancak buradan hareketle İslâm\'ı ve bütün Müslümanları suçlamak, eleştiri değil, açık bir haksızlıktır. Bir Müslümanın günahını İslâm\'a fatura etmek, bir Hristiyanın suçundan Hristiyanlığı, bir ateistin suçundan ateizmi sorumlu tutmak gibidir.

Bu mantıkla hareket edilirse hiçbir toplumsal kesim, hiçbir düşünce ve hiçbir yaşam biçimi bireysel suçlardan bağımsız kalamaz.

Aynı hassasiyet neden herkes için gösterilmiyor?

Söz konusu isimler başörtülü veya muhafazakâr olduğunda neden aynı ilke terk ediliyor? Neden bir kişinin eylemi, bütün başörtülü kadınların ve dindar insanların kimliğine yükleniyor?

Seçil Erzan\'ın karıştığı dolandırıcılık olayından hareketle kadınların saçları üzerinden bir toplumsal suçlama yapıldı mı?

Haluk Levent hakkında ortaya atılan iddialardan hareketle bütün Atatürkçüler veya sanatçılar suçlandı mı?

Özkan Yalım, Ekrem İmamoğlu ve Muhittin Böcek gibi isimlerin dâhil olduğu belediye soruşturmalarındaki iddialardan hareketle bütün Kemalistler, bütün CHP\'liler veya bütün laik insanlar hırsız ilan edildi mi?

Hayır! En azından böyle bir genellemenin haksız olduğunu herkes bilir.

Öyleyse başörtülü bir siyasetçi söz konusu olduğunda neden aynı ilke unutuluyor?

Kimse kusura bakmasın; bu, adalet hassasiyeti değil, seçici bir bakış açısıdır. Üstelik bu seçicilik, yıllardır farklı biçimlerde karşımıza çıkan bir zihniyetin yeniden üretilmesinden başka bir şey değildir.

Fatma Betül Sayan Kaya örneği

Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki iddialar da bu çerçevede ele alınmalıdır. Özata Denizcilik hisseleri üzerinden gerçekleştirildiği öne sürülen işlemler ve yaklaşık 2,2 milyar liralık tutarın Hazine\'ye iade edildiğine ilişkin haberler elbette bütün yönleriyle araştırılmalı; iddialar, belgeler, işlemler ve hukukî sorumluluklar açıklığa kavuşturulmalıdır. Kamuoyuna yansıyan haberlerdeki iddialar ile kesinleşmiş yargı kararları birbirinden ayrılmalıdır.

Fatma Betül Sayan Kaya da dâhil olmak üzere hiç kimse siyasî konumu, makamı, başörtüsü veya mensubiyeti nedeniyle hukukun denetimi dışında tutulamaz. Hakkında iddia bulunan herkes gibi kendisi de hukukî süreçte hesap vermelidir. Suç sabitse gereği yapılmalı, masumiyet karinesi de sonuna kadar korunmalıdır.

Bizim itirazımız hesap sorulmasına değil; hesap sorarken inancın, kıyafetin ve toplumsal kimliğin suçun parçası hâline getirilmesinedir.

Neden Fatma Betül Sayan Kaya\'nın adı anılırken başörtüsü özellikle vurgulanıyor? Neden yalnızca siyasî kimliği, görevi ve hakkındaki iddialar üzerinden konuşulmuyor da başörtüsü eleştirinin merkezine yerleştiriliyor?

Bir insan suç işlediğinde başı açıksa, çıkıp da \"Başı açık kadın milleti soydu\" diyor musunuz? Demiyorsunuz. Çünkü bunun anlamsız ve haksız bir genelleme olduğunu biliyorsunuz.

Peki başörtülü bir kadın söz konusu olduğunda neden \"Başörtülü bakan milleti soydu\" ifadesini kullanıyorsunuz?

Suçun başörtüsüyle ne ilgisi var? Başörtüsü, yolsuzluk iddiasının delili midir?

Üstelik bu dil, geçmişin hafızasında oldukça tanıdıktır. Yıllarca başörtüsünü bir kadının inancının ve kişisel tercihinin ötesinde, siyasî ve toplumsal bir sorun olarak gören; başörtülü insanların kamusal alanda bulunmasını tartışma konusu yapan anlayışların bugün bir kişinin hakkındaki iddialar üzerinden yeniden başörtüsünü gündeme taşıması düşündürücüdür.

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu\'nun, Fatma Betül Sayan Kaya hakkında kamuoyuna yansıyan şu ifadeleri de bu tartışmanın önemli bir örneğidir:

\"Başörtüsü yasağını çözdük diyerek gurur duyduğunuz, başörtülü bakanınız milleti soydu.\"

Bu nasıl bir siyaset dili, bu nasıl bir eleştiri anlayışıdır?

Bir siyasetçiyi eleştirebilirsiniz; hakkındaki iddiaları gündeme getirebilir, hesap sorabilir, siyasî sorumluluğunu en sert ifadelerle tartışabilirsiniz. Fakat bütün bunları yaparken başörtüsünü neden özellikle suçun önüne koyuyorsunuz?

İzmir Marşı eşliğinde \"Atam izindeyiz\" diyen bir kişi hakkında suç iddiası ortaya atıldığında, \"Atatürkçü milleti soydu\" diyerek bütün Atatürkçüleri töhmet altında bırakıyor musunuz? Hayır. Çünkü bunun yanlış olduğunu biliyorsunuz.

İslâm\'ı Müslümanların her davranışıyla ölçemezsiniz

İslâm\'ı ve Müslümanları hedef alan söylemlerin temel yanılgısı, İslâm\'ın öğretileriyle Müslümanların her davranışını aynı şeymiş gibi değerlendirmesidir.

Oysa İslâm başka, Müslümanın davranışı başkadır.

İslâm adaleti emreder; Müslüman haksızlık yapabilir. İslâm emaneti korumayı emreder; Müslüman emanete ihanet edebilir. İslâm kul hakkını haram kılar; Müslüman kul hakkına girebilir. İslâm dürüstlüğü emreder; Müslüman yalan söyleyebilir. 

Bunların hiçbiri yapılan yanlışı meşrulaştırmaz. Tam tersine, o insanın inandığını söylediği değerlere aykırı davrandığını gösterir.

Müslüman kusur edebilir; fakat İslâm\'ın ortaya koyduğu ilke ve hükümler kusursuzdur. İslâm, Müslümanların eksik ve hatalı davranışlarıyla ölçülemez.

Hiç kimsenin Müslüman kimliğinin arkasına saklanarak suçunu örtmesine izin verilemez. Hiç kimse başörtüsünü, sakalını, dînî söylemini veya siyasî yakınlığını bir dokunulmazlık zırhına dönüştüremez.

İslâm, yanlış yapanı korumak için değil; doğruyu, adaleti ve hakkı üstün tutmak için vardır.

Adaletin dîni, mezhebi, partisi yoktur

Biz kimsenin yolsuzluğunu, hırsızlığını, dolandırıcılığını veya kul hakkına girmesini asla savunmıyoruz. Aksine, kim yaparsa yapsın karşısında duruyoruz. Çünkü bizim ölçümüz şahıslar, partiler, makamlar, kıyafetler ve siyasî aidiyetler değildir. Bizim ölçümüz haktır, hukuktur, adalettir.

Müslüman olduğu için kimseye ayrıcalık tanınamaz; Müslüman olduğu için de kimse topluca suçlanamaz.

Adalet, yalnızca başkasının yanlışını ortaya çıkarmak değil, kendi tarafımızın yanlışına da aynı cesaretle karşı çıkabilmektir. Samimiyet, yalnızca rakibimizin kusurunu görmek değil, kendi çevremizin kusurunu da kabul edebilmektir.

Hepimiz bir gün yalnızca yaptıklarımızın değil, söylediklerimizin de hesabıyla yüzleşeceğiz. Haksızlık karşısında sustuklarımızın, çifte standartla söylediklerimizin, bir insanın kusurunu milyonlara yüklediğimiz sözlerimizin de…

Çünkü adaletin dîni, mezhebi, partisi, başörtüsü veya başı açıklığı yoktur.

Adaletin tek bir tarafı vardır: HAKİKÂT!

Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip / Gazeteci - Yazar

Yazarın Diğer Yazıları